Yaşayan Müze-Sema Demir Tarafından

Yaşayan Müze-Sema Demir Tarafından

Yaşayan Müze… Sema Demir’in başarıya ulaştıran çalışmaların başında Yaşayan Müze’yi kurması gelmektedir.

Yaşayan Müze Ankara’nın Beypazarı ilçesinde hizmet veren özel bir müze; şahıs müzesidir.

Müzeler temelde devlet müzesi ve özel müze olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde hizmet veren devlet müzeleri ekonomi ve işgücü anlamında oldukça iyi imkânlara sahiptirler. Bu durumun özel müzeler için de doğrudan geçerli olduğunu söylemek mümkün görünmemektedir. Ancak Türkiye’deki özel müzelere bakıldığında bu müzelerin neredeyse tamamının ya belediyeler tarafından ya da ülkemizden en varlıklı aileleri tarafından kurulduğu görülmektedir. Koç ve Sabancı’ya ait müzeler bu durumun en güzel örneklerinden birini oluşturmaktadır. İşte böyle bir ortamda bir müze vardır ki bu müze ne doğrudan devlet ya da belediyeler tarafından kurulmuş ne de ülkemizin hatırı sayılır aileleri tarafından.

Yaşayan Müze… Bir öğretmenin öğrencilik yıllarındaki en büyük hayali.

Günümüzde hızla yok olan geleneksel mimariye sahip yapılarla onların çevresinde şekillenen sanatları, zanaatları konu edinen açık hava müzeciliğine merak Sema Demir’de üniversite yıllarında başlar. Hacettepe Üniversitesi Türk Halk Bilimi bölümünden mezun olan Sema Demir TED Polatlı Koleji’nde ve Bilkent Üniversitesi’nde çalışır. Bu dönemde Beypazarı Belediyesi ile görüşür. Uzun uğraşlar sonucunda sunmak istediği müzecilik hizmetinin gerek Beypazarı, gerekse ülkemiz için katma değer üreteceği konusunda Beypazarı Belediyesi’nin o dönemdeki başkanı Mansur Yavaş’ı ikna eder. 20.yüzyılın başlarında Beypazarı’nın en varlık ailelerinden biri olan Abbaszadelere ait konak müze binası olarak kullanmak üzere Zehra Sema Demir’e tahsis edilir. Müzenin en önemli sergi nesnesi geleneksel mimariye sahip konak ve Abbaslar olarak bilinen ailenin hayat hikâyesidir.

muze

Müzede bunun yanı sıra bugün artık unutulmaya başlayan ıhlamur baskı (yazmacılık, kumaş süsleme sanatı), ebru, kurşun dökme, kumaş dokuma gibi gelenekler uygulamalı olarak gösterilmektedir. Müzenin her bölümünde farklı bir gelenek aktarılmaktadır. Söz gelimi aile tarafından kışlık oturma odası olarak kullanılan oda geleneksel Türk tiyatrosu için ayrılmıştır.

Ziyaretçiler burada müze görevlisi ile birlikte Karagöz oynatıp, ortaoyununda kullanılan kostümleri giyebilmektedir. Bir diğer oda ise sözlü gelenekler için ayrılmıştır. Burada Beypazarı’ndan derlenen masallar anlatılmakta, bilmeceler sorulmaktadır. Bu etkinlikler müzenin sürekli sergilerini oluşturmaktadır.

Bir de dönemsel etkinlikler vardır. Söz gelimi halk takviminden yola çıkılarak Nevruz ve Hıdrellez kutlanmakta, belirlenen bir konu çevresinde sergileme yapılmaktadır. Bu sergilerden en çok ilgi çekeni ise Keloğlan masallarını konu edinen “Masal Masal İçinde, Masal Yaşayan Müze İçinde” isimli sergi ile “Geç Osmanlı’da İlan-ı Aşklar” isimli sergi olmuştur. 2007 yılında kurulan müze yoğun bir çalışma neticesinde kısa sürede ülkemizin en çok ziyaret edilen müzelerinden biri haline gelmiş, halk bilimciler ve Beypazarı halkı için yeni bir istihdam alanı oluşturmuştur. Özellikle ev kadınlarının turizme ve ekonomik yaşama dâhil olmaları sağlanmıştır.

Roman BathMuseum

Sema Demir Yaşayan Müze’deki çalışmalarını yürüttüğü sırada Gazi Üniversitesi’nde devam ettirdiği doktorasını tamamlamış, kısa bir süre sonra da aynı üniversitenin Edebiyat Fakültesi’nde Halk Bilimi Müzeciliği dersini vermeye başlamıştır. Bir yandan üniversite diğer yandan Yaşayan Müze için çalıştığı dönemde İngiltere’ye eğitime giden Sema Demir Bath şehrinde Roma hamamlarını konu edinen “Roman BathMuseum”u görünce ülkemiz için Türk hamamlarını konu edinen bir müzenin gerekli olduğunu düşünmüştür. Zira dünya tarihinde hamam deyince akla Roma hamamları ve Türk hamamı gelmektedir.

Türkiye’ye döndüğünde Beypazarı’nda yaklaşık 500 yıldır hizmet veren ancak talep olmadığı için 2010 yılında kapanan Rüstem Paşa Hamamı’nın Türk Hamam Müzesi’ne dönüştürülmesi için çalışmalara başlamıştır. Yakın bir döneme kadar gündelik hayatın bir parçası olan hamamlar Anadolu’nun birçok yerinde olduğu gibi Beypazarı’nda hızla gündelik hayattan uzaklaşmış, kapanmış, atıl duruma gelmiştir. Bu süreçte kaybolmaya başlayan yalnızca tarihi yapılar olarak hamam binaları olmamıştır. Onlarla birlikte Türk hamamların çevresinde şekillenen kadim kültür de yok olmaya başlamıştır. Damat hamamı, lohusa hamamı gibi toplumsal kutlamaları; ipek peştamalları, bindallı hamam bohçaları, gümüş hamam tasları, kemik tarakları ile Türk hamamı tarihte kalacakken onları yeni nesle aktaran, koruyan bir müze kurulmuştur.

Türk Hamam Müzesi…

2012 yılında Ankara Kalkınma Ajansı’na sunulan bir proje kapsamında açılan müze, ele aldığı hamam ve temizlik kültürü itibariyle, açıldığı yıl Türkiye’nin ilk ve tek, dünyanın da üçüncü hamam müzesi olmuştur. Beypazarı gelin hamamlarını konu edinen sergiyle açılışını yapan müze daha sonra Türk hamamlarının çalışanlarını konu edinen yeni bir sergi düzenlemiştir. Bu sergide ziyaretçileri “hamam anası” ve “külhanbeyi” rolüne giren müze yorumcuları karşılamıştır. Sürekli sergilerin yanında belirli periyodlarda değişen sergilerde bulunmaktadır.

Gerek Yaşayan Müze gerekse Türk Hamam Müzesi bilgi aktarımı yönünden ziyaretçi- müze yorumcusu bağlamını önemsemektedir. Temel ilkelerden biri ziyaretçiye kültürü bağlamında aktarmak ve ziyaretçiyi müzenin bir parçası haline getirmektir.

Kültürü tüm yönleriyle ele alma düşüncesi 2013 yılında farklı bir boyut kazanmıştır ve “Anadolu Açık Hava Müzesi- Yaşayan Köy” projesi başlamıştır. Öncelikle büyük bir arazinin temini sağlanmıştır. Edinilen tecrübeler doğrultusunda hiç bir destek almadan çekirdek ekiple projelendirme aşaması tamamlanmıştır. TKDK tarafından başarılı bulunan ve desteklenen projelerden biri olmuştur. Anadolu açık Hava Müzesi 13 dönümlük bir arazi üzerine kurulacak olan farklı coğrafi bölgelerden geleneksel mimari örnekleri barındıracaktı. Geleneğe bağlı kalınarak bu yapılarının iç dekorasyonun yapılması planlanıyordu.

Sıra uygulama aşamasına gelindiğinde birinci etapta ilk olarak 18. Yy. Ankara Bağ evi inşaatı başlatıldı. Bunu serender, pekmezlik, çamaşırhane, taş fırın, meydan çeşmesi gibi köy yaşantısının önemli yapı birimleri takip etti.

Ustasından taşına, ahşabından kumuna geleneksel yöntemlerle hazırlanmış bir mekânda konaklayıp, çeşitli uygulamalara katılarak bir müze ziyareti gerçekleştirilmesi amaçlanıyordu. Fırınında ekmek pişirip, çamaşırhanesinde tokaçla çamaşır yıkayıp, geleneksel meslekler çarşısında işin ehli kişilerden icrasını izleme… amaçlanan anlatım ve gösterim tekniklerinden birkaç tanesidir.

İki etaptan oluşan Anadolu Açık Hava Müzesi’nin ilk etabı bitmiş olup ikici etabının da büyük bir bölümü tamamlanmıştır. İçinde “düğmeli ev” Akdeniz Akseki evi ve “Göz Dolma” Karadeniz bölgesi evi yer almaktadır. Sonraki süreçte geri kalan coğrafi bölgelerin örneklerinin tamamlanması hedefler arasındadır.

Nisan 2016 da ziyaretçi kabul etmeye başlaması planlanan. Anadolu Açık Hava Müzesi kadim Türk Kültürünü sadece Türkiye’ye değil tüm dünya geneline tanıtma olanağı sağlayacaktır.

Bir Yorum Bırak


E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir