Mutlu Edebiliyorsam Mutluyum

Mutlu Edebiliyorsam Mutluyum

* Nilgün Çolak kimdir Kısaca anlatabilir misiniz?

Buna eskiden olsa bir sürü şey yazardım, nerede okudum. bugüne nasıl geldim, neler yaşadım, hemen kısa bir özgeçmiş  ama artık tekrar tekrar aynı şeyleri yazmak istemiyorum.Çünkü bu röportajı okuyan herkes geçmişimi hemen hemen biliyor (  Yaşasın Google).  Ancak şu an “Nilgün Çolak Kim? diyorsanız, 40 yaşın getirdiği tüm güzellikleri doya doya yaşayan, geçmişte yaşadığı iyi yada kötü her şey ile barışmış , elinde 40 yıllık bir yaşam kılavuzu bulunan iki güzel genç kız yetiştiren bir anne, bir iş kadını ya da sadece en güzel sevginin artık hayatı bir bütün olarak sevmek olduğunu bilen ve yaşayan sadece “Bir Kadın” bile diyebiliriz. Ancak şunu da eklemeliyim ki; her zaman söylüyorum ve hep söyleyeceğim yaşım ve konumum ne olursa olsun hala hayatın daimi öğrencisiyim. Çünkü nefes alıyorsak hayat devam ediyor ve biliyorum ki; her nefes aldığın an hayat sana yeni sürprizlerle bir şeyler öğretiyor.

* Anneniz bankacı, babanız ise televizyoncu olmanızı istemiş.Peki bu girişimcilik ruhu nereden geliyor?

Evet annem bankacı olmamı istedi çünkü o zamanlar kariyeri yüksek ve en saygın mesleklerden biri bankacılık olarak bilinirdi. Ancak babam da televizyoncu olmamı istemedi. Aksine ailemin hiç biri televizyoncu olmamı istemedi. Ben bankacı olduktan ve aileme rüştümü ilan ettikten sonra televizyonculuğa geçtim. Çünkü baba mesleğimi çok seviyordum. Bu da belki babama aşkımdan ve özlemimden gelen bir şeydi bilmiyorum bunu da bakın ilk kez burada söylüyorum, işte bu da 40’lı yaşların getirdiği bir özellik belki de bilmiyorum. Ama buradan anneme bir kez daha teşekkür etmek istiyorum çünkü bugün televizyon dünyasındaki yada hayattaki düzgün duruşumun temel sebeplerimden birincisi başta ailemin verdiği terbiye ve ahlak anlayışı, ikincisi ise ilk iş hayatım bankacılıktaki öğrendiğim disiplin. Gerçekten şimdi bende aynı annem gibi “İş hayatına girecek her genç kızın disiplinli bir ortamda işe başlaması ” gerektiği düşüncesindeyim. TV dünyası eğer kendinizi bilecek yaşta değilseniz ve tecrübesizseniz  sizi yutabilir ve hatta yok edebilir. Çünkü albenisi yüksek renkli ve bir o kadarda tehlikeli bir dünya. Sizi yok edebilir de göklere de çıkarabilir. Günümüz de yaşanan çok örneği var. Kısaca rezil de edebilir vezir de… Girişimcilik ruhuma gelince bu yine annemden geliyor sanırım çünkü o öyle güçlü bir kadın ki; Bana da ” hayata karşı dimdik güçlü dur bu hayatta sen varsan hayat devam eder senin için” der her zaman. Ve bana öğrettiği en önemli şeylerden biri de  ” hayatta kimseye muhtaç olmamak için kolundaki bilezikleri çoğalt ve zorda kaldığında onları kullan” cümlesiydi ki; kolumdaki her bir bilezik aldığım eğitimler ve bilgilerimdi. Ve bu öğrendiklerim bana hep güç verdi, Allah’ın izni ile de istediğim her şeyi de gerçekleştirme imkanlarım oldu. Ve beni bugünlere getirdi şükürler olsun.

* Geçmiş yıllarda isminin telaffuz edilmesinden çok hoşlanmadığınız bir hastalıktan kurtuldunuz.Bu noktada bu hastalığa yakalananlara neler tavsiye edersiniz?

Evet istemiyorum,çünkü geçmişte yaşadığım her şeyin çekmecelerini boşalttım. Kendine yeni bir hayat ve tertemiz boş çekmeceler olan bir oda kurdum. Evet geçmiş iyisiyle kötüsüyle benim, ancak onları artık sırtımda taşımıyorum. Yaşanması gerekiyordu yaşandı ve bitti. Şimdi geçmişe baktığımda yaptığım her hata şuan bana bir güzel tecrübe kazandırdı ve artık biliyorum ki bunların her biri bugün mutlaka işime yarıyor. O zaman anlamıyor üzülüyordum ancak şimdi olay çok farklı. Eğer bazı şeyler başınıza geliyor ve siz ders çıkarıp kendinizi yenilemiyorsanız hayat siz bunu anlayana kadar kafanıza vura vura öğretiyor sürekli karşınıza getiriyor. Kısacası bu hastalık da öyle bir şeydi bana göre… Ciddi bir uyarı. Ancak ben zamanında bu uyarı sayesinde kendime geldim ve yenik düşmedim. Ayrıca geçmişle barışıp hayatınızda olmasını istemediğiniz her ne varsa ona yol vermek lazım sık sık anmak bana artık doğru gelmiyor. Bu yüzden artık kendilerini çok anmak istemiyorum çünkü o hastalığı ben istemeden yada farkında olmadan hayatıma alarak yada zamansız yakalanarak kısa bir dönem birlikte olduk ancak kendisini çok olumlu karşıladım ve yumuşak bir tavırla kendisini ürkütmeden istediğini de yapar gibi görünerek benim bünyemde kalamayacağına ikna ederek güzel bir şekilde kendisini yolcu ettim. Tıpkı eve gelen bir misafir gibi… Yalnız bu tür hastalıkları yaşayan insanlar beni yanlış anlamasın buradan söylemem gereken bir gerçek var olaya şuan komik tarafından gülerek yaklaşabiliyorum ancak tabii ki o dönemler benim içinde çok kolay olmadı. Ben de çok inişler çıkışlar yaşadım. Ancak gerçekten de kendisiyle hiç kavga etmedim be kendime bu neden bana diye sormadım, kendimi suçlamadım aksine sadece onu kabul etmedim. Bana geldiyse vardır bununda bir sebebi deyip kendimde bu sebebi buldum ve hatamı düzeltme yollarını Aradım. Tabii bu da yıllarımı aldı. Ama şuan sonuç ne? Şükürler olsun Rabb’ime.Bakın ben bir dönem kanser hastalarına da çok seminer verdim. Burada tek söylediğim sakın yılmayın ve bu savaşı siz kazanın ancak kazanacağınıza önce kendiniz gerçekten inanın.  Evet biliyorum hep söylüyorum. Kimse zevkten eğlenceden kanser olmaz kolay değildir bu hastalığa kapılıp güçlü kalabilmek ancak bir gerçek var ki kanser her vücutta var ve sizin güçsüz anınızı kollayan sinsi bir hücre. Tıpkı apartta bekleyen düşmanınız gibi. burada en önemli konu o düşmanı bilin ve size yaklaşmasına izin vermeyin. Yaklaştırmayın bile… Şu da çok nettir ki; kanser evet içimize giren bir hastalık hatta öldürücü bir hastalık ama günümüz de aslında etrafta içimize girmeye çalışan kanserden daha tehlikeli  o kadar garip insanlar var ki inanın kanser onların yanında minicik tertemiz bir hücre kalır.  Kısacası kanserden korkmayın ve sadece kabullenmeyin. Hemen karalar bağlamayın. Bu size Yüce Rabb’imin bir uyarısı diye düşünüp nerede hata yaptığınızı bulup hemen o yönü değiştirin. Ancak bir gerçek de var ki; inanın ölüm saati geldiyse kanser bahane… Yolda giderken ayağınız kayıp küt diye de gidebiliyorsunuz. O yüzden tekrar ediyorum ve yaşanmış çok örneğini biliyorum Siz kabul etmediğiniz sürece kanser size bir şey yapamaz. Ancak gerçek kabullenmemekten bahsediyorum. Ölümün Allah’tan geldiğini bilmek yeterli. Dediğim gibi bence kanserden çok etraftaki dost görünen düşmanlardan korkmak lazım yine tekrar ediyorum inanın onlar kanserden daha tehlikeli.  Neyse şaka bir yana gerçektende söylemek istediğim düşmanınızı karşınıza değil yanınıza alın. Onu bir dost gibi görmeye çalışın.  Ama önlemlerinizi alarak tabii… Kendinizi de ellerine teslim etmeyin.  Biliyorsunuz ki; bu ufacık hücre kocaman bir dev olup sizi devirebilir. Yok olup da gidebilir. Bu sizin eliniz de… Kısacası akıntıya karşı değil, akıntıyla birlikte yüzmeyi öğrenin. Yaşamınıza giren her şeyi kabullenin ve iyi tarafından görmeyi deneyin inanın her şerde bir hayr var ve size yeni bir kapı açacaktır yeter ki siz görmek isteyin. Yok eğer ecel geldiyse dediğim gibi kanser bahane…

* Güçlükleri omuzlandığında ya da gereğinden fazla önemsediğinizde hastalığa davetiye çıkarmış mı oluyoruz?

Aslında yukarıda da cümlelerin arasında çok fazla anlatmaya çalıştım. Hiç bir şeyi çok fazla önemsemeyeceksiniz. Kendinizi bile… Sonuçta hepimiz birer misafiriz ve götüreceğimiz en fazla 5 metre beyaz örtü. Güçlükleri omuzlamak farklı bir şey karıştırmayalım hayata karşı dimdik durabilmek için güçlü olmak gerek ancak hayata karşı durarak değil hayatla birlikte onu bütünüyle kabul ederek ve severek… Hayat size bazı şeyleri gösteriyor ve yapmamaya direniyorsa onunla savaşmayın çünkü o bir Deniz ve siz dalgalarıyla boğuşan minicik bir cisimsiniz. Eğer yüzme bilmiyorsanız ve dev dalgalarla boğuşmaya çalışıyorsanız zaten kaybedersiniz bırakın dev dalgaları bir kaşık suda boğulursunuz. Unutmayın hayatın da kuralları var tıpkı her oyunun olduğu gibi… Bana göre de hayat bir oyun. Bunun için de bu kuralları öğrenmek ve bunlara uymak zorundasınız. Güçlü ve akıllı olan kazanır. Bu kanserde de hayatta da oyunda da… Sonuç hep aynı, akıntıya karşı gelen hiç kimse kazanamamıştır. Varsa kazanı siz söyleyin ben bilmiyorum.

* “Bir kişiyi dahi mutlu edebiliyorsam ne mutlu bana” misyonunu edinen biri olarak, sürekli insanların mutluluğu için uğraşmak ya da onları anlamaya çalışmak, sizde zaman zaman tükenmişlik hissi yaratmıyor mu?

Tabii ki herkes mutlu olsun istiyorum, çünkü mutluluğun da bulaşıcı güzel bir hastalık olduğunu düşünüyorum. Ancak görüyorum ki günümüzde artık bazı değerler de değişti. Siz mutluluk vereceğim derken sizin mutluluk enerjinizi alıp sizi değersizmiş gibi gösterip bununla prim yaparak sizi aşağı çekmeye çalışanlar var ki; bunları da yaşayıp gördükçe artık herkese de bunu da yapmamam gerektiğini öğretti bana hayat. Oyun oynamaya hiç gerek yok. Orta da çakma Nilgünler yetiştirmenin de alemi yok. Çünkü benim kimseden ne bir beklentim ne de bir çıkarım yok. Allah ne demiş benim vurduğum kula sen kimsin ki yardım edeceksin!… Çok doğru. Tabii ki bu hayattan kendinizi çekin kimseye yardım etmeyin değil yanlış anlaşılmasın. Ancak bu cümleyi de doğru yerde kullanmak lazım çünkü bazen yanlış anlaşılabiliyor ve iyilik yapmaya çalışırken kişileri bazen yanlış beklentilere de götürüyor. Evet iyilik yapmak benim her zaman hala misyonum ancak sınırlar doğrultusunda. Çünkü bende artık olaya farklı yönlerden bakıyorum ve gerçekten de bazı kişilerin  ektiğini biçtiğine inanıyorum. Tabii ki ben de herkesi kendim gibi görüp halen hatalar yapabiliyorum… Mutsuz olan insanların mutlu olmasını ve benim baktığım gibi bardağın tarafından baksın istiyorum hayata. Mutlu olsun güçlü olsun istiyorum. Ancak eskiden bir gerçeği atlıyordum. Herkes benim düşündüğüm gibi düşünemez ve güçlü olamaz. Bende herkes olamam. İnsanlar siz anlattıkça yaşadıklarınızdan örnek alıp hayatına artılar katacağına sizin yaşadığınız şu anı örnek alıp, kendisiyle kıyaslama yapıp, o yaşadığınız tüm tecrübeleri yok sayıp, kendisine sizin hayatınızda bir rol kesiyor. Sonra da çakılıp kalıyor. Altı boş duran hiç bir cisim ayakta duramaz. Anlatıyorum kimsenin hayatının göründüğü gibi kolay olmadığını. Emek verilmeden güzel bir şey olmayacağını ama maalesef görüyorum ki; bazı insanlar kolayı tercih ediyor, Ancak hayat bana bir şey daha öğretti ki; siz ne anlatırsanız anlatın karşınızdaki sizi kapasitesi kadar anlayabiliyor. Bazen bende bırak ne hali varsa görsün banane kendi düşen ağlamaz dediğim anlar oluyor tabii ki.. Bakın bazen aynı kişileri defalarca elinden tutup kaldırıyorsunuz o sizin buna mecbur olduğunuzu düşünerek yaptığınıza inanıyor zamanla… Ve sonra inanır mısınız sizin ona iyilik olsun diye hayatınızın en zor anlarının küçük bir bölümünü daha da küçültüp ona anlaması için anlattığınız dersi o alıp hayatının en önemli bölümüne oturtup sonra sizi beğenmiyor.İşte bunlar insana tükenmişlik hissi yarattırıyor, o yüzden artık insanları anlamaya çalışmak yada hayatlarına yardımcı olmaya da bir sınır koydum. Bu yüzden de o hissi de yaşatamıyorlar bana çünkü buna izin vermiyorum. Çünkü biliyorum ki; herkes ektiğini biçer bu dünya da… Artık bende inanın kimseyi değiştirmeye çalışmıyorum, yardımı da  tabii ki elimden geleni kadarıyla yapıyorum ama sınırlar doğrultusunda. Beklenti şekline dönüştürmeden… Sonuçta  hepimiz birer kuluz ve şartlarımız aynı aslında. Ama dediğiniz gibi tabii ki yine her zaman elimden geldiğince mutlu etmek istiyorum herkesi ancak yine tekrarlıyorum günümüz şartlarında mutluluk şartları artık el değiştirdi. Çıkarlarına göre Mutlu olanların sayıları çoğaldı. Mutluluk bence hala saf bir duygu benim için o yüzden de bunu artık bana benim gibi duygularla gelenlerle paylaşıyorum kimsenin içimdeki o güzel duyguyu kirletmesine, yok etmesine izin vermiyorum.  O yüzden mutluluğu da dağıtırken de dikkatli olmak gerek diye düşünüyorum. Çünkü enerji hırsızları da çoğaldı günümüzde…

* Ayrıca ” İnsan hayatında her zaman virgülü değil, arada noktayı da kullanması gerekir demişsiniz.Bunu biraz açabilir misiniz?

Tabii ki… Aslında sorularınızın her bir cevabı bir önceki cevaplarımda da mevcut. İnsan hayatında virgülü neden kullanırız sıralı cümleleri birbirinden ayırmak için. Biliriz ki virgülden sonra cümle devam eder. Ancak noktayı koyduğumuz an o cümle biter ve yeni bir cümle başlar. Ben tıpkı cümle de kullanıldığı gibi hayatta da insanın noktaları ve virgülleri olması gerektiğine inanıyorum. Virgül yaşanan şeylerin bir duraksayıp s verip yine aynı şekilde farklı bir versiyonla devam etmesine Nokta ise o yaşanan her ne ise artık bitirilip yepyeni yeni bir başlangıca geçmesi için vurgulamak adına kullandığım bilimsel bir terim aslında. Her zaman verici olmak,  affedici olmak, ya da güçlü olmak adına bazı şeyleri zorlayarak götüremezsiniz. Mücadele tabii ki hayatın bir parçası bu aşamalarda hayat her zaman virgülü ister ancak sürekli virgül kullanmak da nasıl ki yazıyı uzatıp sıkıcı bir hale getiriyor ve sonrasında okunmaz hale sokuyorsa… Hayatta öyle. Elinizden geleni fazlasıyla yaptınız ve olmuyorsa yürümüyorsa da zorlamayacaksınız. Noktayı koymayı bilmek lazım. Hayatı da fazla yaşanmaz hale çevirtmemek lazım tıpkı okunamaz yazı gibi…

* “Bitti Denen Yerde Başlamak” kitabını bir çok sıkıntılı dönemi atlattıktan sonra yazdınız.Kitap yazmakla acaba bütün sıkıntılarınızı rafa mı kaldırdınız?

Kitap yazmakla tabii ki sıkıntılar rafa kalkmaz kitap okumakla da kalkmaz. Siz ne kadar yazarsanız yazın yada okursanız okuyun onu hayata uygulamaya geçmezseniz size bir faydası olmaz. Üstelik   ben o kitabı hayatımdaki sıkıntıları rafa kaldırsın diye yazmadım. Hayatımdaki sıkıntıları kaldırırken yaptıklarımı not almış ve benim yaptığım hataları başkaları da yapmasın diye yazdığım bir kitaptı. O bir dönemdi ve benim için bitti. Tabii ki hayat keşke herkesin her şeyi rafa kaldırıp atabileceği kadar kolay olsa. Bazı şeyler var ki hayatınızdan kolay atamazsınız yada silemezsiniz. Gerçekçi olmak lazım. Ancak yaşanan her şey bir ders bırakır ve inanıyorum ki o kitap benden başka birçok insana da çok faydalı oldu. Çünkü onlar yaşanmış ve gerçek duygulardı… Aslında hepimizin bildiği ama dönem dönem unuttuğu basit hatalar ve hiçbir kurgusu olmayan düşünülmeden yazılmış gerçeklerdi.  Ve hep dedim yine diyorum orada yazılan hiç bir şey benim keşfettiğim ve sunduğum yeni bir şey değildi. Sadece dönem dönem unuttuğumuz ancak hepimizin bildiği ve benim yaşadığım gerçeklerdi. Bu yüzden de insanlar okudukça kendini buldu ve sevdi kitabı. Ancak yine söylüyorum hayat bir okul. Her gün yeni şeyler öğretiyor.  Kafanıza vura vura. Bugün o rafa kaldırdığınız şeylere gülüyor hatta yeni rafa kaldırdıklarınıza baktığınızda o günlerin ne kadar komik olduğunu bile gösteriyor size. Kısacası inanın Zaman herşeyin ilacı yeter ki güçlü olun ve geçmişe bağlanmayın. Ben o kitaptan sonra çok daha fazla yol katettim. Şuan o yollar bana patika ben şuan uluslararası otoyollardayım.

* Fazla güçlü olmak bazen karşı tarafla aranızda duvar örülmesine neden oluyor.Bu durum dezavantajlar doğurdu mu iş hayatınızda?

Tabii ki… İnsan sadece iş dünyası değil ilişkilerinde de yaşıyor bu dezavantajı, her durumda sizin gücünüzden korkup kaçacak insanlar var. Ama tam aksine yanınızda olup gücünü birleştiren insan sayısı da çok yada sizden bir şeyler öğrenmeye çalışan kendini geliştirmek isteyenler de var. Ancak sorunuza cevap olarak, bazı insanlar var ki korkuyor sizin güçlü olmanızdan. Oysa bana göre güç güçle birleşince güzel şeyler doğuruyor. Ama bence bu kendini tanımakla ve güvenmekle oluyor. Ben güçlü ve güzel olan herşey de varım çünkü ben buyum kendimi biliyorum. Eksiklerimi de söylemekten ve bilen birinden öğrenmek isteğimi söylemekten gurur duyduğum gibi bildiklerimi de sorana anlatmaktan Onur duyarım. Yeter ki her iki taraf da açık ve dürüst olsun.  Ancak karşımda bu anlamda korkan biri varsa zaten o onda eksik olandır ki; bununla da benim işim olmaz. Bırakın o da dezavantaj doğursun ve karşınızdaki kaçsın. Bu saatten sonra kimsenin şişkin egosu yada kompleksleriyle uğraşamam. Zaman çok değerli ve iş yapma yada hayatı yaşama zamanı.  O yüzden artık o duvarlar karşıma çıktığında da karşımdaki kim olursa olsun noktayı kullanıyorum.Kısacası herkes aslında kendi duvarını kendi örer. Ben herkese önce önyargısız kapımı açarım ama bu arada hislerimi asla bir kenara atmam çünkü bugüne kadar beni hiç yanıltmadı. Şükürler olsun.  Kısacası o duvarı ben değil karşı taraf örmek istiyorsa buna da sonsuz saygı duyar benim açımdan bunun hayrına inanırım.

* Türk kültürünü ve sanatını yurt dışında tanıtma görevini üstlendiniz.Bununla ilgili nasıl çalışmalarınız var?

Evet ben şuanda yurtdışında yaşıyorum ve bir Türk evladı olarak da tabii ki ülkemi anlatan şeyleri yapmayı seviyorum. Çünkü benim bildiğim özüm kültürüm örf ve adetlerimle ben bir Türk’üm. Ve herkes en iyi bildiği işi yapmalı.  Bu yüzden de geçmişi ve tecrübelerimizi birleştirerek konusunda başarılı, çok bilgili ve tecrübeli kişilerle bir ekip çalışması yapıyoruz Londra’da…  Burada ekibimizin bir kısmı Türkiye’de bir kısmı İngiltere’de…  Türk Kültür sanatının ve değerli sanatçılarının tanıtımından tutunda… Yabancıların Türkiye’de, Türk’lerinde yurtdışında ihtiyaç duyduğu ulaşamadığı her konuda yardımcı olabilecek güçlü bir ekibe sahibiz ve bu alanda hizmet veriyoruz.

*Girişimcilik adına tüm Hikayesi Girişim kadınlarına neler önerirsiniz?

Aslında günümüz kadınları zaten çok eğitimli ve son derece kendilerini geliştirmiş düzeyde. Ben evden çalışıp hem ev hanımlığı  yapıp hem de yurtdışına açılmış çok güzel işler yapan çok özel kadınlar tanıyorum. Bu yüzden aslında söylenecek şeylerin daha çok aslında kız çocuklarımıza olması gerekir diye düşünüyorum. Çünkü bugünün kadını zaten kendini bir yerlere getirmiş, önemli olan yeni yetişecek nesil. Ben onlara seslenmek istiyorum. Sevgili geleceğin ışığı genç bayanlar lütfen elinizdeki teknolojiyi yanlış yönlerde kullanmayın. Kim ne derse desin emek harcanan zor olan herşey kıymetlidir. Sizi değerli kılan da bulur. Zamanın hayatınızın en çabuk akıp giden ama aynı zamanda da en kıymetli değeriniz olduğunu unutmayın ve bunu kimlerle harcadığınıza çok dikkat edin. Sevdiğiniz işi yapın eğitiminize mutlaka en iyi şekilde devam edin. Kendinizi başarıya odaklayın. Kendinize ait başarının getirdiği sevinci ve güveni hiç bir madde ile kıyaslamayın. Kimsenin sizi aşağı çekmesine yada boş dolduruşlara getirerek durmanızı sağlamalarına izin vermeyin. Unutmayın içinizden duyduğunuz o alçak ses sizi hep koruyacaktır O’nu duymayı ihmal etmeyin. Dışarıdan gelen yüksek sesler sizi yanıltmasın. Bir de lütfen her ne olursanız olun alçakgönüllü olun. Unutmayın hayat her zaman yeni bir şeyler öğreterek kişiyi sınıyor. Bu da hayatın bir denemesi. Bence hayat denen bu okulda alacağımız en güzel diploma bence arkanızdan siz yokken konuşulanlardır… Bu yüzden sizi arkanızda siz yokken koruyacak insanlarla dostluğu seçin. Önemli olan çok insanın sizi tanıması değil sizin ne kadar iyi insan tanıdığınız, ayrıca kimsenin dolduruşuna gelmeyin İyi yada kötü hiç farketmez siz iyi olduğunuza inanıyorsanız ve vicdanınız rahatsa bildiğiniz yolda devam edin. Çünkü bu hayat herkese gerektiği gibi cevabını yaşatıyor.

Nefes aldıkça hayat yaşamaya devam eder diyen Nilgün Çolak’ a teşekkür eder, sağlıklı, başarılı günler dileriz.

Bir Yorum Bırak


E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir