close

Sizden Gelenler

BlogSizden Gelenler

Umuda Yolculuk 2. Bölüm

Bir süre sonra tüp bebek tedavisi 2.kez denendi..

Bu kez hep yatmadım transfer döneminde, kalktım, gezip durdum evin içinde..

Doktor bu kez şansınız daha yüksek dedi ya, içimde başka bir heyecan vardı.

Her sabah Kadınlar Kulübünde benim durumumda olan ve tedavi görenlerin sayfasını okuyordum, mutlu haber alanlar vardı 2.denemelerinde, iyice umutlanıyordum. Umutlanıyorum demişken, kızım da olsa oğlum da olsa adını ”Umut” koymaya karar verdim tam da ismiyle müsemma, umut olsun bana istiyorum.Kocamın itirazı yoktu isim konusunda sadece benim için üzülüyordu. “Çocuğumuz olmasa da mutluyum ben seninle, olmasa da olur üzme kendini “diyor ama eşim  çocukları çok seviyordu, biliyordum. Arkadaşlarının çocuklarını o kadar seviyordu ki “Allah’ım benim için değilse de onun için bir evlat ver “diye dua ediyordum..

Dua deyince; iş yerinde, akrabalarımın içinde durmadan benim için dua edenler vardı, beni her gördüklerinde “sabret, yanında kar tanesi kadar olan bebeklerden sana da gönderecek bir tane “diyorlardı, sadece gülümsüyordum.

Geçen sefer öğleden sonra gidebilmiştik hastaneye , bu sefer sabah erkenden hazırdım,uyku tutmamıştı. Sabah kalkıp şu evde yapılan testlerden birini yaptım, negatifti ama hemen çıkmaz demişlerdi zaten, o nedenle kan testi istiyordu doktor.

Giyinip hazırlandım, hemen gitmek istiyordum hemen.

Bu sefer transfer dönemi için rapor almıştım, raporun süresi ertesi gün bitiyordu, pozitif çıkarsa ofise gidip “ben artık gelmeyeceğim “diyecektim, ya negatif çıkarsa?

Ve negatif çıkmıştı.

Bu kez de olmamıştı.

Hastaneden eve gitmek bile istemiyordum, oturup kaldım bir müddet bankta… ”Bir daha yaptıralım, bir daha versek kanı” diyordum eşime… Kocam ise “eve gidelim, birkaç gün sonra yine geliriz “diyor ve sanırım ağlıyordu…

3.kez (yok aslında 4. oluyor çünkü tüp bebekten önce bir de aşılama yapılmıştı) denemek için 2-3 ay zaman istemişti doktor… Vücudum dinlenmeliymiş ama ben o kadar beklemek istemiyorum ki..Zaten 30 gün geçecek aradan, sonra ilaçlı tedavi dönemi, transfer dönemi, istemiyordum çok uzun,  gelecek ay tekrar denemek istiyordum. Bu arada başka bir doktora gitmeli diye düşünüyordum. İki kez denendi olmadı zaten, belki bir başkası daha başarılı olur, internette tedavi görüp sonuca ulaşanların doktorlarını mı araştırsam, onlardan birinden mi randevu alsam gibi sorular kafamın içinde uçuşuyordu.

Annem çok üzülüyordu durumuma, ben üzüldüğüm için üzülüyor, o da biliyor çocuğumuz olmasa da iyi anlaşan ve mutlu bir çift olduğumuzu, ama o bebeği çok istediğimi biliyor, annelik işte elinden bir şey gelmiyordu ve hep hüzünlüydü gözleri…

Babam biraz da yetişme tarzının getirdiği bir mesafeyle olanı biteni benden değil de annemden öğreniyor,bana bir şey sormuyordu bu konuda, kim bilir belki de ben rahatsız olurum diye… “Babam bir gün televizyon programına çıkan bir doktorun, çalıştığı tüp bebek merkezinin telefonunu almış, belki gideriz diye. Canım babacığım beni düşünüyordu. Her şeyin bir zamanı var ben de biliyordum, insanın yazısında ne varsa geliyordu önüne…

Bir de bu dönemde çok kilo almıştım. 38-40 beden giyen ben 44 bedene çıkmıştım, ilaçlar,iğneler, hormonal karmaşa, transfer dönemlerindeki hareketsizlik, hiç alışık değildim kendimi böyle görmeye, üzülüyordum. Yeni bir şeyler almak gerekiyordu çünkü bir müddet daha işe gitmeliydim. Ben evde kalmak istiyordum aslında, sessizlikte kafamı dinlemek, susmak ve okumak için… Ama çalışmalıydım çünkü tedavi çok maliyetliydi. Allah herkese yardım etsin, biriktirdiklerimiz erimişti, kredilenmiştik bankaya, neyse bebeğimiz gelsin de, daha çok çalışırız babasıyla diye düşünüyordum.

Yeni bir doktordan randevu aldık, çok yoğun bir doktormuş ancak 15 gün sonraya randevu verdiler.

Bu tedavi boyunca gittiğim bilmem kaçıncı hastaneydi.

Oranızda buranızda parça var perde var diye ameliyat ettiler, biraz iyileştim, doktor tekrar bir operasyon geçirmem gerektiğini belirtti. Aradan biraz zaman geçti “şurada tıkanıklık varmış açalım ” peki dedik hooop yine ameliyat masası… Sonra “yokmuş, bize öyle geldi galiba!” dediler.

Çok yorulmuştum, insan acı çekmeye de alışıyordu, istediğin çok önemliyse,hiç şikayet edilmiyordu.Gıkımı bile çıkarmıyordum bana tüm bunları yapanlara, onlara kızmak istemiyordum ki, belki bebeğimi verirler bana diye, ”yaksınlar canımı ama getirsinler yavrumu yeter” diyordum.

Randevu günü doktor ” her uygulama sonrası vücudun biraz dinlenmesi gerek” diye uzun uzun anlattı,”eski doktorunuzla devam edin bence”diye de ekledi.”Başından beri takip edip operasyonlarınızı da o yaptığı için değiştirmemek en iyisi ” dedi.

Peki, ne yapalım şimdi… Dondurulmuş 14 tane embriyom vardı, onları deneyecekler, yapacak bir şey yoktu ki…

Kafam bu kadar karmakarışıkken, durup da hayatın akıp gitmesini izlediğimi sanmayın, ofis, evin günlük düzeni, bir balkon dolusu çiçeğim, işten arta kalan zamanlarda sırf sevdiğim için nikah şekerleri yapışım, kitap okumaya olan tutkum kafamı toparlamama yardımcı oluyordu. Aslında diyete başlamalı bu kilolar üzerime yapışmadan diye de düşünmeye başlamıştım.

Tedavi sürecinin en kötü yanı, kimle karşılaşsan hatta karşılaşmana gerek yok göz göze gelsen ucundan, ilk işleri “ne yaptınız?”demek oluyor. İyi niyetle yaptıklarına eminim ama herkese yeniden  anlatmak çok yorucuydu, aslında yorulan çenem değildi yüreğimdi. Herkes dua ediyordu. ”Allah’ım şu duaların yüzü suyu hürmetine” diyordum sürekli…

Haberlerde, evlilik dışı doğan bebeğini sevgilisiyle ormana götürüp bir ağaç kovuğuna bırakan bir kadının haberi izlemiştim. Canlı canlı, aç susuz, soğukta ” Allah’ım hikmetinden sual olunmaz da ona değil de isteyenin kucağına bıraksan bu melekleri” diye aklımdan geçiriyordum.

Bekleme sürem üç koca ay… Şimdi geçer mi bu 3 ay ya da geçer de delip de geçer desem.

Algıda seçicilik ya  tüm gazetelerde, internette bebek haberleri okuyordum, bir psikologa danışsam iyi olur aslında diye düşünüyordum, takıntı haline mi dönüşüyor farkında olmadan ki sebepsiz ısrarın kötü sonuçlarını tahmin edebilen bir sağduyuya sahip olduğumu biliyordum.

Ertesi sabah bir psikolog araştırmaya başladım.

Bir gün, ofisten bir arkadaşım masamda uyurken resmimi çekmiş, bir de konuşma balonu yapmış üstüne, tüm gruba mail atmış, Allah’ım rezalet ! Nasıl uyumuşum öyle, çok da erken yatmıştım oysa. Yoruluyordum galiba son günlerde..Bir de diyete başlamıştım ki, tadından yenmiyordu. İzmir’de yaşadığım çok uzun yıllara ve Giritli arkadaşlarıma rağmen ot yemekten hoşlanmayan ve genlerden gelen yeme zevkime taban tabana zıt diyet listemle, bakışarak oturdum bir müddet… Ama harfiyen de uyuyordum, halsizliğim de ondan olmalıydı.

Gelecek ay yeni denememiz vardı, inşallah bu kez olur çünkü bir daha kaldıramayacağımı düşünüyordum, bu kez de olmazsa” salacağım engine gitsin, herkesin çocuğu mu var, benim yazım da bu demek ki” deyip hayatıma devam edecektim.

Mens dönemimin başlayacağı tarihi not etmeliydim ki doktora 27. gününde gitmek için…

Bu tedavinin en garip tarafı sürekli bir “yumurtlama dönemi, yumurtlama günü “tabirleriyle dolu olması.. Doktorun ilk sorusu da o oluyor zaten “yumurtlama gününüz ne zaman? Bu iğneyi yumurtlama döneminde yaptırmanız lazım vs” hep aynı şeyler…

Kocama  “bu ay yumurtlama döneminde iki iğne yapılacak bana” dedim, gazete okuyordu, şöyle hafifçe dönüp ” hani yanımda oturduğunu görmesem bir tavukla evlendim sanacağım! ” dedi, haklı olarak…

Bu arada diyet devam ediyordu. Akşam yemeğinde biftek ve salata var, haftanın 4 günü biftek! Bu diyetisyenler bifteğin kilosu kaça bilmiyorlar galiba. Diyetisyene “biftek yerine kıyma yesem olmaz mı? “diye sordum. “Hanımefendi kıyma yağlı olur sırf kırmızı et olmalı” demişti.

Diyetisyen de tonton bir şey, bunu bana öneren arkadaşıma bir daha sormaya karar verdim, kendi dediğini yapamayan bana nasıl faydalı olacak bilemedim,” gerçi hocanın dediğini yap yaptığını yapma” derler ama…

Diyet yaptığım sürede bizim kasabın beni görünce gözlerinde TL işareti beliriyordu resmen, katkılarımdan dolayı bir çeyrek altın verir herhalde diyetin sonunda diye ümit ediyordum. Kilo verirsem şansımın daha yüksek olacağını söylemişti tüp bebek doktoru… Yani, of Allah’ım tıpkı yumurtlama gibi tüpçü de takılmıştı dilimize, ne menem bir yolculuk şu annelik yolculuğu, tam umuda yolculuk işte…

Umuduma..

Nevin AKBAŞ

 

devamını oku
BlogSizden Gelenler

Ununu Ele, Eleğini Asma

Ununu eledin, eleğini asma,

Koy şimdi kenara.

Al ununu, yoğur hamurunu,

Sen değil misin o hamurdan baklavalar börekler açan,

Mantılar yapıp bir kaşığa kırk tane sığdıran,

Mis kokulu ekmekler yapıp sevdikleriyle paylaşan,

E hadi o zaman.

Hayatının hamurunu yoğuralım bu sefer,

Yeniden şekillendirelim,

Al eline eleğini,

Kini,  gururu, nefreti ele hayatından.

Eleştiriyi küçümsemeyi, küçümseyeni,

Sevgisizi, saygısızı ele hayatından.

Kırgınlıkları, küslükleri, inadı,

Tembelliği, üşengeçliği ele hayatından.

Tertemiz bir unun olsun,

Şimdi bol bol sevgi koy hamuruna,

Çünkü her iş sevgiyle yapılınca güzel.

Şefkat koy, huzur koy,

Daha çok kitap koy,

Daha çok bilgi,

Daha çok merak,

Seni sevenleri, sana değer verenleri koy.

Bunlarla mayala hamurunu.

Ve sabret,

Hamurunun nasıl büyüdüğünü seyret.

İşte en bereketli hamur senin elinde şimdi,

Ona dilediğince şekil ver.

 Öznur TUĞAL

devamını oku
BlogSizden Gelenler

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günümüz Kutlu Olsun

Bir toprak gibi sardın tohumu

Filiz verdin, dal oldun, çiçek oldun.

Yaprak yaprak orman oldun.

Bir makara ip idin.

Kumaş oldun, şal oldun.

Üşüyene yorgan oldun.

Aç bebene aş oldun.

Ana oldun, bacı oldun,eş oldun.

Bir yumak yün idin.

Hırka oldun, patik oldun.

Bir savaşta kağnı oldun.

Bir sevdada leyla oldun.

Bir müziğe nota oldun.

Dans oldun, figür oldun.

Bir kadehte şarap oldun.

Hastanede hekim oldun.

İlaç oldun, deva oldun

Sen şiirlerin sebebi,

Şairlerin kalemi oldun.

Satır satır roman oldun.

Bazen bir elmanın yarısı oldun.

Bazen kurdunu kendi içinde buldun.

Bir yanda hep çocuk oldun.

Diğer yanda dağ gibi durdun.

Hep eksiden başladın hayata,

Düzene karşı koydun.

Adım adım ilerledin.

Kimi zaman yoruldun,

Kimi zaman duruldun.

Ama hep yaratıldığın güce layık oldun.

Sen mucize oldun.

“Gücünü farkettiğin her gün senin günün. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günümüz Kutlu Olsun.”

Öznur TUĞAL

devamını oku
BlogSizden Gelenler

Umuda Yolculuk 1. Bölüm

Nevin Akbaş, 20 yıl devlet memurluğu yaptı.Önceleri oğluna hamileyken yakalandığı kanserle olan mücadelesini kazanmak için kurduğu küçücük atölyesinde, şimdilerde el emeği ürünler yapıp satıyor ve hobi kursları veriyor.Oğlu şu an 7 yaşında..

Nevin Akbaş, yukarıda, sadece üç cümle ile özet geçtiğimiz,  sonu mutlulukla biten ama bir o kadar da zorlu geçen hikayesini bizlerle, sizlerle paylaşmak istediğinde biz çok mutlu olduk. Okudukça sizde bu hikayede yol almaktan dolayı duyacağınız heyecanın yanında, insan inanırsa her türlü zorluğa göğüs gerebileceğini göreceksiniz.

Bir bebeğim olsun istiyordum..

Minicik, mis kokulu.. Doğuştan gelen iç güdülerden midir nedir bilmiyorum ama ben bebekleri çok seviyorum  ama kucağımı dolduracak bir varlık, bir ten, bir gülüş eksik içimde…

Birkaç doktorla konuştuk, hiçbir sorun görünmüyordu eşim ve bende.  Ama benim yaşım sınıra yaklaşıyordu, doktora bir randevumuz daha vardı, güzel şeyler duymak umuduyla gittik.

Bir gün ofisin tuvaletinde yaşı bana çok yakın bir arkadaşımla karşılaştım, beni görür görmez kaçar gibi çıktı gitti, selamımı bile ağzında geveleyerek aldı. Neden acaba, kırdım mı bilmeden? diye düşündüm. Belki de canı bir şeye sıkılmıştır öyle ya dedim.

Odaya döndüğümde mesai arkadaşlarıma olayı anlattım. Arkadaşlardan biri demin ki arkadaşın 5 aylık hamile olduğunu, benim fark edip etmediğimi sordu. “Fark edemedim çünkü beni görünce apar topar çıktı” dedim.

Öyle şaşkın bakmış olmalıyım ki arkadaşım Ayşe; “yanlış anlamamamı ama tuvalette karşılaştığım arkadaşın da çok uzun yıllardır bebeği olmadığından, şimdi hamile kalınca sanırım nazardan korkmuş olabileceğini” söyledi.

Nazar? Ben? Neden?

İnsan böyle bir habere ancak sevinebilir, en azından ben. Ben elde edemediğim hiçbir şeyi, başkasının elde ettiğini gördüğümde kıskanmadım, iç geçirmedim, Allah’ın bir bildiği vardır dedim hep, ben o, o da ben olsaydık, konuşurdum ben onunla, tedavi gördüğüm doktordan söz ederdim, görüşsün isterdim, moral verirdim. Kaçmazdım… Kaçmama içerler ve aynen bana söylendiği şekilde algılar diye, uzun uzun kalırdım yanında.

Olmayan bebeğim, beni duyuyorsan çabuk gel e mi, bak artık hamilelik haberlerini de vermiyorlar annene, doğum müjdelerini de… Benden çok başkaları dert etmiş durumda, senin olmanı ya da olmamanı, oysa ben zamanın geldiğinde geleceğini bilerek,umutla uyanıyorum her sabaha…Bir sürü benzer şey duyuyorum olur olmadık yerde, üzülüyorum, bu kadar kötü müyüm ki ben, bakınca zarar vereyim bir şeylere? Diye düşünüyordum.

-Bebeğim, minik kuzum, orada mısın?

Görüştüğümüz doktor “bir an önce tüp bebek tedavisine başlamalısınız “dedi. Tüp bebek tedavisi ile ilgili öyle çok şey okudum ki ne doğru ne yanlış , kafam karmakarışıktı…Biri “bu bir sektör ve gerekmese de tüp bebek tedavisine başlatıyorlar” diyor doktorlar için , diğeri “geç kalırsan çok üzülürsün doktoruna güven ve hemen başla” diyor.

Doktor yaklaşık 21 gün sürecek olan ilaç tedavisi, sonra transfer ve bekleyiş süresinden bahsetmişti. Annemi çağırmamı önerdi arkadaşlarım, transfer döneminde istirahat etmem gerektiği için.

Bu dönemde her akşam iğne olmaya gittim hastaneye, alışmıştım, kocam olmasa da gidip geliyordum, acilde yapılıyordu iğne ve 1-2 dakikada bitiyordu.

Zaman buldukça internette bu durumdaki kadınların hikayelerini okuyordum, çoğu benim yaşıma yakın, tehlike sinyalleri çalınca panik yapanlardan ama çok genç yaşta olanlar da vardı aralarında.

İğnelerden delik deşikti her yerim, hastanede yapılanlar dışında bir de ben evde göbeğimden bir iğne yapıyordum her gece, yapamam zannederdim ama konu bebek olunca sıkıveriyor insan dudaklarını…

İşe gitmek öyle zor geliyordu ki, kafam sadece bu konuya endeksli çünkü. Ya transfer dönemi ? Zaten 15 gün iznim var, onu da transfer döneminde kullanırsam ? İlk seferde tutar mı ki? Ola ki tutmadı aynı doktorla mı devam etmek lazım, başka bir klinikte mi? Kimisi sürekli ayaktaydım tuttu diyor kimi hiç kalkmadan yattım tuttu? diyor aklımda bir çok soru vardı.

Yani çorba oldu her şey kafamda…

15 günlük transfer dönemini evde geçirmiştim, annem de yanımdaydı, babam gelemedi ama her gün aramıştı.

Kan tahlilinin yapılacağı günden önceki gece ” inşallah pozitifdir” diye sabaha kadar dua ettim. ”Allah’ım sen büyüksün” diyerek Ona sığındım.

Hastanedeyken bizim gibi bir aile vardı sonuç bekleyen… Kadının tahlil sonucu pozitifmiş, tüm aile gelmişlerdi, bayram yaptılar resmen,” bize de yaşat Allah’ım” dedim içimden…

Karnım da kazınıp duruyordu, acaba bebişim geldi de karnı mı acıktı? diye düşündüm.3-4 gündür sol kasığımda da bir ağrı vardı, belirtilerden biriymiş, büyük bir ümitle ‘hadi inşallah’ dedim.

Doktorum orta yaşın üzerinde , gülümsemeyi ve soru sorulmasını pek sevmeyen bir adamcağızdı, sordukça cevaplıyor tabii ama ne bileyim, sordukça işte…Oysa ben bana anlatsın istiyorum; olasılıkları olumlu ya da olumsuz ne varsa işte…

Eşimin kauçuk ayakkabılarından oldum olası nefret etmişimdir, dibime gelene kadar sesini duyamıyorum, ne zaman dibimde bitip omzuma dokunsa farkediyorum onu,yanımda..Göz göze gelmiyordu benimle. Anneme bakıyor bir an, konuşmuyorlardı ama bir şey anlatıyor gibiydi sanki birbirlerine. Yanıma oturan eşim, her zamanki gibi uysal ve sakin bir şekilde:

-“Bu kez olmamış aşkım. Ama üzülme doktor böylesi daha iyi, ikinciye şansımız çok daha fazla” olduğunu söylüyor dedi. “Ama üzülme doktor” kısmından sonrasını duymuyordum, bir el alıp beni evime götürüyor, yorganın altına sokuyor, üstümü örtüyor ve ben ağlıyordum, ağlıyordum, ağlıyordum…

Nevin AKBAŞ

 

 

devamını oku
BlogSizden Gelenler

Mutluluk Ve Huzur Sensin

Hep bir şeylerden şikayet mi ediyorsun?

Birilerini eleştiriyor, sitemde mi bulunuyorsun?

Geçmişe ve düne dair keşkelerin, pişmanlıkların mı var?

Başına gelen, yaşadığın, hoşnut olmadığın durumlar, olaylar için birilerini mi suçluyorsun?

Sürekli geçmişte ve gelecekte misin?

Kendini sürekli kurban durumuna mı sokuyorsun?

Hep kendini yetersiz mi hissediyorsun?

Yeterince yetenekli, becerikli, akıllı, zeki olmadığına dair bir inancın mı var?

Dünyaya şanssız geldiğine mi inanıyorsun?

”Ah! keşke bende başka imkanlara sahip olsaydım ya da onun gibi olsam” gibi mi düşünüyorsun?

Kullandığın dilin farkına var lütfen! Bu düşüncelerin,inançların senin kendi mutluluk, huzur yolunda engellerin… Bu şekilde düşünürsen, konuşursan nasıl mutlu, huzurlu olabilirsin?

Her gün kendine mutsuzluk, huzursuzluk yaşatırsın. Bu inançları, düşünceleri ve bunların oluşturduğu duyguları terk ederek kendine her gün mutluluk, huzur yaşatırsın.

Mutluluk ve huzur sensin. Senin inancın, senin düşüncen ancak seni mutlu kılar. Kimsenin ya da olayların tekelinde değil mutlu olmak, iki dudağın arasında hiç değil…

Yaptığın küçükten büyüğe ne varsa gözle, analiz et. Tüm yaptığın şeylerle yeteneklerini, becerilerini, yeterliliğini fark et, keşfet. Yaşamında geçmişten bugüne kadar yaptığın her şey sana seni gösteriyor. Bak onlara mutlu, huzurlu ol. Kendini kabul et, kıyaslama. ”Şu, bu yok” deme. Sahip olduklarının listesini yap a’dan z’ye… Gurur duy kendinle. Sev yeteneklerini, becerilerini, aklını, zekânı, fiziksel özelliklerini…

Olanı kabul et. İşte tüm bunlar sana mutluluğun, huzurun anahtarının sen de olduğunu gösterecek. Anahtarı alıp, huzur ve mutluluk kapısından içeri gir.

Mutluluk ve Huzur sensin.

Öznur TUĞAL

devamını oku
BlogSizden Gelenler

Hikayen Umut Olsun

Kafandan binlerce düşünce geçiyor şu anda

Söylemek istediklerin var.

Duymak istediklerin

O gün yaptıkların geçiyor belki de kafandan

Ve ya bugüne kadar yapamadıkların.

İnceden belki de dokunuyor kalbine içine akıttıkların

Bazen derin bir oh çekip, bazen içten bir ah ediyorsun

Bazen tutamıyorsun kendini yanağından bir damla süzdürüyorsun

Çaresiz hissediyorsun çoğu zaman

Ki zaten içlerinde en can yakanı bu.

Kimi zaman umut doluyorsun

Kimi zaman isyan,

Kimi zaman nefret,

Kimi zaman aşk…

Var, biliyorum

Yapmak istediklerin var kafanda

Gerçekleştirmek istediklerin

Umut ettiğin, hayalini kurduğun şeyler var.

Hadi öyleyse bir adım at şimdi

Bir yol belirle kendine

Uzun, kısa ,engebeli

Yönünü sen belirle

Hadi şimdi yeni kelimeler bul kendine

Sadece kafandan geçirme, dök diline

En güzel en anlamlı kelimelerinle

Sende bir hikaye yaz kendine

Hikayenin adı başarı olsun

Hikayenin adı girişim olsun

Hikayen ne olursa olsun , içinde daima bir umut olsun.

Öznur TUĞAL

devamını oku
BlogSizden Gelenler

Terk Etmenin Gücü

Hepimiz hayatımızda geçmişten  kalma mazeretlere yer veriyoruz. Affetmiyor,kin tutuyor,gurur yapıyor,nefret ediyoruz.Geçmişte bir şeyden beklediğimiz sonucu alamamışsak kendimizi o alanda yetersiz,beceriksiz görüyor ve bir daha denemiyoruz.Olumsuz düşüncelerimizden dolayı neşemizi, huzurumuzu, keyfimizi kaçırıyoruz.Keyifsiz  duygular olumsuz, çirkin davranmamıza, saygısızca, sevgisizce, rahatsızlık veren tavırlar  sergilememize neden oluyor.

Olumsuz inançlarımız, düşüncelerimiz, duygularımız,tavırlarımız bizi bizden uzaklaştırır.Bu nedenle de yetenekleri mizi, becerilerimizi, potansiyelimizi, zekamızı aklımızı tam randımanlı kullanamama durumu ortaya çıkar.   Tüm bunlara,mazeretlere dur  diyerek terk etmenin gücünü kullanarak kendimize yeni yollara şevk ederek varmak istediğimiz yolda  güller açabiliriz.

Affederek kinimizi ,bize bir şey kazandırmayan gururumuzu,yapılan haksızlıklara böbürlenmeyi bize yanlışlar yapanlara kızmayı bir kenara bırakarak huzuru, coşkuyu, heyecanı yakalayabiliriz.

Kalıplarımızı, kılıflarımızı,olması gerekenlerimizi terk ederek yeni insanlara,arkadaşlara,dostlara, ortaklara, hayat arkadaşlarına, işlere, hobilere, spora ve kaçtığımız, yapmak isteyip yapmadığımız pek çok şeye kapı açabiliriz. Zihnimizi bizi geliştiren düşüncelere  açabilirsek; sevgisizliği, saygısızlığı, samimiyetsizliği, kusur aramayı, şefkatsizliği, benim  dediğim, benim uygun gördüğüm demeyi terk ederek güzel duyguların ruhumuza, kalbimize, bedenimize girmesine kapı açarız.

Bizi bir adım ileri taşımayan,geliştirmeyen,huzur bozan her şeyi terk ederek geliştiren, öğreten, huzur, neşe, heyecan veren, bereket sunan  her şeyi yakalamanın gücüne varabiliriz.

Hazır mısın mutsuzluğu,huzursuzluğu terk etmeye? Hazır mısın affedemediğin her şeyi, herkesi affetmeye? Başarısızlık, yetersizlik, beceriksizlik  duygusunu terk etmeye hazır mısın?

Ya olmazsa,ya yapamazsam gibi kendini sabote eden düşünce ve duyguları terk etmeye hazır mısın?

Hazır mısın terk etmenin  gücünü, coşkusunu, bereketini yaşamaya?

Ayşegül  İMAMOĞLU

Profesyonel Koç

 

 

devamını oku
BlogSizden Gelenler

Kanser Kim Korkar Senden 2

Sonunda Okmeydanı hastanesine gittik. Sevgili genel ve meme cerrahı Orhan Yılmaz, beni muayene etti ve tetkiklerime baktı. “Kitleyi almamız gerekiyor fakat birkaç tetkik yapalım” önce dedi.

Önümde zorlu bir sürecin beni beklediğinden habersiz, hiç moralimi bozmadan tetkikleri yaptırmak için bir koşuşturma içine girdim. Emarlar,kan tahlilleri, kemik taramaları,biyopsi, hepsi yapıldı.

Biyopsi, herkesi en fazla endişelendiren tetkik oldu. Hatırlıyorum, eşimle gittik yine. Bekleme salonunda sıranın bana gelmesini beklerken onun endişesini hissediyordum ama ben hiç korkmadım, daha doğrusu kendimi korkutmadım. Herhalde canımı göz göre göre yakacak değiller, diye düşündüm. Ne kadar zor olabilirdi ki? Sonunda çağırdılar, içeri girdiğimde bana daha önce trioid için biyopsi yapan doktor olduğunu gördüm. Hazırlanıp masaya yattım. Doktor, öyle yumuşak ve sakindi ki, zaten korkmanıza gerek kalmıyor. Siz bana daha öncede biyopsi yaptınız deyince, o sırada muayene ediyor beni bir yandan, keşke söyleseydiniz o gün bunu da alsaydık dedi. Ama benim haberim yoktu bundan dedim. O anda fark ettim ki bayağı ciddi bir durum söz konusu. Birazdan memenizi uyuşturacağım, çok az acıyacak, endişelenmeyin dedi ve birkaç kere iğne batırıp parçalar aldı. İşte dedim bak hiçte korkulacak gibi değilmiş, ne kadar basit bir işmiş. İyi ki kendini korkutmadın. Aslında bakmayın bu kadar soğukkanlı olduğuma, ben aslında canı çok tatlı bir kadınımdır. Ama bu sefer canım hiç tatlı değildi. Ama buradan bu süreci yaşamak zorunda olan diğer hastalara şunu söylemek isterim ki, gerçekten çok kolay bir işlem, hiç korkulmasına gerek yok.

Şimdi hatırlıyorum, biyopsi sonrası eve geldim ve yattım. Kızımla eşimin konuşmalarını duyuyorum bir yandan. Kızım, baba diyor, acaba kötü bir şey mi var da annem yatıyor. Eşimde yok ondan değil yoruldu diyor. Oysa eşim aslında ultrason sonucunu okuduğunda kanser şüphesi olduğunu anlamış ama bana söylememiş. Benim her türlü rapora bakıp, internette araştırma huyum yoktur, benim için ast olan şey doktorun dediğidir. Ama eşim tıbbi mümessil emeklisi olduğu ve terimleri bildiği için anlamış.

Bütün tetkikler yapıldı ve neredeyse hepsinin sonuçlanması 10 günü buldu. Eşimle tetkikleri alma işini paylaştık ve doktorun odasında buluşma kararı aldık. Fakat biyopsi sonucunu almak için ben biraz gecikince eşim çoktan Orhan ağabeyin yanına gitmiş. Ben yanlarına gittiğimde eşimin sonucu öğrendiğini tahmin ettim. Orhan ağabey sonuçlara baktı ve ameliyat olmam gerektiğini ve kitlenin çıkarılmasının şart olduğunu söyledi. Orhan ağabey kanser mi dedim sadece, o da başını salladı evet der gibi. Rahatça söylebilirsin dedim ben zaten tahmin ediyordum, hazırladım kendimi. Ama ameliyatımı senin yapmanı istiyorum dedim, o da tamam yaparım dedi.

Ameliyat olabilmem için heyete girmem gerektiğini ve cerrahi bölüme gidip oradaki  görevli doktorla görüşmemi ve heyet hazırlığını yapmasını istememizi söyledi. Heyet için hazırlıklar tamamlandı ve 30 aralıkta tekrar hastaneye gitmek üzere ayrıldık.

30 aralıkta heyete girdim, tetkilere bakıldı, muayene edildim ve ameliyat kararı çıktı. Heyet sonrası doktorum hemen ameliyat öncesi tetkikleri yapalım, 5 ocakta ameliyata alabilirim seni deyince  hazırlıklar başladı. Tabi ben daha hiç hazırlık yapamadım, çok ani oldu diye söylendim ama eşim bir an önce ameliyatı ol kurtul, daha iyi deyince haklısın dedim. 31 aralık kan tahlili yaptırmak için yola çıktık ama nasıl kar yağıyor anlatamam, gitmek zorundayız bir yandan da. Çok zor oldu ama gitmeyi başardık. Tahlilleri yaptırdık, yola çıktık ama yerler öyle kayıyor ki, arabanın daha nasıl kaydığını anlamadan ufak bir kaza yaptık. Neyse sonuçta eve döndük.

Artık ameliyat için hazırım ama ameliyat sonrası beni neler bekliyor, hiç bilmiyorum. Doktoruma ameliyat sonrası neler olacak diye sorduğumda, hem kitleden  hem de koltuk altından parça alacağım. Henüz ameliyattayken koltuk altı parçası biyopsiye gidecek ve sonuç hemen bana gelecek, eğer sonuç pozitif çıkarsa ameliyata devam edip lenf bezlerini de alacağım ama negatif çıkarsa sadece memedeki kitleyi alıp kapatacağım demişti. Daha sonra kitleden alınan parçanın biyopsi sonucuna göre onkolog tedavi sürecine karar verecek demişti.

Hadi bakalım bu zorlu sürecin şimdi daha da zoru başlıyordu benim için. Ama ne yapıyoruz, moral bozmuyoruz, bu hastalığı yenmenin morali yüksek tutmaktan geçtiğini kendimize hatırlatıyoruz ve en çok da kendimize şunu hatırlatıyoruz. Benden daha kötüleri var, çok daha acı çekenleri. Bu kadarına şükretmek gerek.

Sevda ŞEN ÜNSEV

devamını oku
BlogSizden Gelenler

Nakış ve Tel Kırma

Ben Işın Aksoy. El nakışları eğitmeniyim. El nakışlarına gönül vermiş biri olarak konuyla ilgili öğrendiğim ne varsa severek paylaşıyorum.  10 yıldan bu yana tel kırma ve elde nakışı nakışseverlere öğretiyorum.   Özellikle Türk nakışlarının geri kazanılması, unutulmaması ve yenilenmesi en büyük arzum. Bu anlamda çokça çalışmalar yapıyoruz.    Nakış sevgisi sadece işleyip üretmekle olmuyor, biraz da araştırmayla büyüyüp gelişiyor.   Bu yüzden sizlere biraz konunun  tarihçesinden bahsetmek istiyorum.  Özellikle tel kırma tam bir Türk el nakışıdır ve ülkemizin güzel yörelerinden biri olan Bartın’dan çıkmıştır. Önce biraz nakışın  nasıl doğduğuna bakalım.

Nakış önce dikişle ortaya çıkmıştır. Çıkış yerinin Asya olduğu söylenmektedir.  Bazı kazılardan çıkan heykellerin üstlerindeki elbiselerin işli olduğu görülmüştür.  Asya’dan Yunanistan’a geçmiş ve oradan tüm dünyaya yayılmıştır. Desenler, ipler, kumaşlar o günlerin kültürlerinden, olaylarından, adetlerinden yararlanılarak kumaşlara nakşolunmuştur.  Zamanla hayal gücü kullanılarak ve yayılarak günümüze ulaşmıştır. Türk işleme tarihinin ise çok eskilere dayandığını söyleyebiliriz. 13.yy’dan başlayıp 15.yy’dan sonra bölgelere göre şekillenmiş;   örf, adet ve bölge iklim şartlarına göre Türk kadının çeyizlerini, elbiselerini, kullanacağı eşyaların üzerlerini ince bir zevk ile motifler ve tekniklerle birleştirip sanat eserleri meydana getirmiştir.   Bu güzel eserlerin yayılması insanların birbirleri ile hediyeleşmesiyle gelişmiş fakat hayat şartlarının değişmesi  sonucu işlemeler azalmış, bu ince zevkler yok olmaya yüz tutmuştur.   İşte bu yüzden ben ve benim gibi nakışa gönül verenlerle, bu sanatı tekrar ortaya çıkarmak, modernize etmek ve tekrar sevdirmek için elimizden geleni yapmaktayız.

Şimdi biraz da tel kırma sanatına bakalım. Daha önce bahsettiğim gibi Bartın yöresine ait olan tel kırma gerçek bir Türk sanatıdır.  Araştırmalara göre ilk olarak 1800’lerin sonu ve   1900’lerin başında görülmüştür.   Bartın Halk Eğitim Merkezi’nin araştırmasına göre ilk tel kırma Katip kızı lakaplı Hatice Ağaçkıran tarafından  bulunmuştur. Tel kırma, bir nakış tekniği olan ‘sarma’dan çıkmıştır. İplerle yapılan sarma, gümüş telle de yapılırmış. Katip kızı da sarmayı yaparken tele düğüm atmayı denemiş ve makas kullanmadan kırmıştır. Telle artılar ve çarpılar yaparak tel kırmayı ortaya çıkarmıştır. Teknik her geçen gün gelişmiş ve bugünkü halini almıştır.  İlk zamanlar tülbentlere çarşaflara işlenen teller, hayal gücü ve teknolojinin ilerlemesiyle gelişerek her türlü kumaşa işlenir olmuştur. Bilhassa petek tüller başta olmak üzere sayılabilir kumaşların hepsine kolaylıkla işlenebileceğini söyleyebiliriz.  Özel  gümüş yassı bir iğnesi olan tel kırma sanatı, parlak gümüş telleriyle de  görenleri kendine hayran bırakan özel bir sanattır. Özellikle kına baş örtüsü modeli ile tanınan ve yayılan tel kırma, gelinlik kızların çeyizlerini güzelleştiren birçok ürünle de gönüllere taht kurmuştur. Ayrıca öğrenenlerden  birçoğu bu sanatı kazanca çevirmiş, büyük bir zevkle işleyip bütçesine katkıda bulunmuştur.     Bu anlamda, özellikle hanımları bu nakış türünü sevmeye, öğrenmeye ve paylaşmaya davet ediyorum.

Işın AKSOY

devamını oku
BlogSizden Gelenler

Kanser Kim Korkar Senden…

Yaşadığım bu hastalığı uzun zamandır paylaşmak istiyordum aslında, fakat hem biraz zaman geçmesini istedim, hem biraz iyileşmeyi. Bu süreci yazmayı isteme sebebim, belki benim durumumda olan başka hastalara, anlatacaklarım veya naçizane tavsiyelerim ışık tutar.

Eylül başlarıydı, eşimle  3 günlük bir Assos tatili yapma kararı aldık ve yerimizi ayırttık. Yola çıkmadan iki gün önce, gece bilgisayarda işimi bitirdim ve yatmaya gittim. O sırada eşim salonda televizyon izliyor, kızımda yatmaya hazırlanıyordu. Yatağıma yattım ve rahat ettiğim için sağıma döndüm. Genellikle sağımda uyurum ve sağ elimi göğsümün altına sıkıştırırım. Yine aynı şekilde yatınca elime orta büyüklükte ve oldukça sert bir şey geldi. Birkaç kez kontrol ettim, bayağı sertti ve dokununca acıyordu. Tam o sırada ağrımın olduğunu farkettim.  Hemen kalktım ve kızıma fark ettirmeden eşimin yanına gittim ve elime bir sertlik geldiğini söyledim. O da kontrol etti ve evet bir şey var, sabah hemen Memeder’i ararız ve gideriz dedik. Tekrar yatağıma döndüm. Aslında belki çok garip gelebilir ama, o anda aklıma kanser geldi ve sanırım yakalandın Sevda diye düşündüm fakat ne olduğunu bilmeden kendi kendimi telaşlandırmak istemedim. Zaten bütün bunları düşünerek uyuya kalmışım.

Ertesi sabah, üç yılda bir kontrol amaçlı gittiğim Memeder’i aradım. Memeder, Bahçeşehir’de kurulan, gönüllülerin çalıştığı ve kadınların meme kanserine karşı kontrol edildiği bir merkez. Kontroller ücretsiz yapılıyor. Memeder’i arayıp konuyu anlatınca, hemen gelin doktorumuz burada kontrol etsin dediler ve bizde gittik. Doktor muayene etti ve korkmayın, fibrokist(Kadınların %80’inden fazlasında görülen meme yapısıdır.)bunlar, sizde zaten hep var, kasım ayı mamogram çekilme zamanınız zaten, onu da çekeriz, dedi. Kasım ayı için randevu verdiler ve  ben de içim rahat döndüm.

Kasım ayı geldi ve ben mamogramı çektirdim. Normalde kaç yıldır çekiyorlar ve ben hiç arayıp sonuç sormam, bu seferde sormadım. Fakat mamogram çekilmesinden 1 hafta sonra onlar beni aradı ve ultrason çekmek istediklerini söylediler. Neden diye sorunca çok sayıda fibrokist var ve kontrol amaçlı istiyoruz dediler. Bu durum açıkçası beni şüphelendirdi ama bir yandan da doktor fibrokist deyince çok da önemsememiştim. Tekrar ultrason için randevu aldım ve gidip çektirdim. Bu sefer, ultrason çekiminden 1 hafta sonra tekrar aradılar ve Memeder’in kurucusu doktorun beni özel bir hastanede muayene etmek istediğini söylediler. Sekreteri arayacak, size randevu verecek ve ödeme yapmayacaksınız dediler. Bu telefon geldiğinde, evde temizlik yapıyordum ve dedim ki Sevda sen kansersin, yakalandın ama dur bakalım, önce ne olduğunu öğren sonra düşün dedim kendi kendime. Çünkü kaç yıldır mamogram çektiriyorum, ilk defa bu kadar detaylı bakılıyordu.

Ertesi gün doktora gittik, muayene etti ve hemen ameliyat olmamı, bu kitlenin oradan hemen çıkarılması gerektiğini söyledi. Ne o bana şu hastalık var dedi,ne de ben sordum nedir bu diye. Sekreterine bizi yönlendirdi, bilgi alalım diye. Ameliyat ve hastanede yatış için  çok fazla  maliyet çıktı, bizde düşünelim dedik ve hastaneden ayrıldık.

Yolda eşimle konuşurken, eğer bu gerçekten kanserse, bunun çok zorlu ve pahalı bir süreç olduğunu düşündüğümü ve Okmeydanı hastanesine gitmek istediğimi söyledim. İşler bu noktaya gelene kadar çocuklarıma durumu anlatmamıştım. Fakat o gece anlattım. Çocuklarım ve eşim hangi hastaneye istersem gidebileceğimizi söylediler. Fakat gerçekten bu süreci daha önce akciğer kanserinden ölen babamdan bildiğim için özel hastane ile baş edemeyeceğimizi biliyordum. Nitekim bugün hiç yanılmadığımı anlıyorum.

Sonuç itibariyle, eşimin çok uzun yıllar öncesinden tanıdığı Okmeydanı ssk’da  çalışan ve çok sevdiğimiz  meme cerrahından randevu aldık.

Aslında henüz olacaklardan habersizdim, ama kendimi her türlü kötü duruma alıştırdım.  Düşündüğümden daha zor günler beni bekliyordu Bundan sonraki süreçte yaşadıklarımı yazmaya devam edeceğim

Sevda ŞEN ÜNSEV

 

devamını oku
1 2
Page 1 of 2