Bade Osma Erbayav-Belgesel Dramaturjisi

bade osman erbayav

Okul hayatının devamında Belgesel Dramaturjisi’yle ilgilenip kariyerini bu yönde şekillendiren Bade Osma Erbayav; yazılarındaki güçlü kadın karakterleriyle, kadının toplumdaki yeri hakkında farkındalık yaratmaya çalışan bir yazar…

Bade Osma Erbayav ile kitapları; Tatavla’da Bir Delirme Vak’ası ve Maruha hakkında güzel bir söyleşi gerçekleştirdik.

Sizi tanıyabilir miyiz?

Elbette. İstanbul doğumluyum. Orta ve lise öğrenimimi Bodrum’da tamamladım. İlk üniversitemi Ankara Üniversitesi İlef’te okudum. O dönemlerde de öykü yazıyordum ve dergilere gönderiyordum. Bir süre Ankara’da çalıştım daha sonra İstanbul’a taşındım. Kurumsal Pazarlama ile uğraştım. Beyaz yakalıydım diyebiliriz. O ara evlendim ve bir oğlum oldu. Oğlum bir yaşındayken YÖK bursuyla Kadir Has Üniversitesi İletişim Tasarımı bölümüne başladım. İlk üniversiteyi analog bir zamanda okuduğum için internet, tasarım ve teknolojiden uzak kalmak istemedim. İkinci üniversiteyi bitirince de iki tutkumu birleştirmek için Film ve Drama bölümünde Dramatik Yazarlık yüksek lisansı yaptım. Belgesel Dramaturjisi ile uğraştım, müzik klipleri çektim. Şimdi sadece yazıyorum ama bu sinemadan ayrı düştüğüm anlamına gelmiyor. Disiplinleri birleştirdiğim işler geldiği anda içine tekrar balıklama dalabilirim. Tiyatro oyunları da yazıyorum. Tezimi tiyatrodan vermeyi seçtim. Yazmaya devam ediyorum. Böyle.

-”Tatavla’da Bir Delirme Vak’ası”, bir öykü kitabı. Oysa çok satan kitap türü, romandır genellikle. Öykü kitabıyla çıkış yapmanızın sebebi nedir?

Kendimi temelde öykücü olarak tanımlıyorum. Öykü romana göre daha rafine ve kışkırtıcı bir tür. Maruha, bir gönül borcu meselesiydi ve roman olarak yazılması gerekliydi. Yazar yazdıklarından kurtulmadan ilerleyemiyor. Tıpkı geçmişiyle mütemadiyen hesaplaşan biri gibi yazdıklarıyla helalleşebilmelidir yazar. Ben de böyle yaptım. Aslında ilk yazdığım kitap bir romandı fakat onu yayınlamayı pek düşünmüyorum.

Bade Osman Erbayav Öykü kitabınızın ismi çok değişik. Nasıl çıktı bu isim?

Mistik bir hikâyesi var. Bir rüyadan çıktı. Rüyamda gördüğüm evin aynısıyla Kurtuluş’ta bir belgesel çekimi esnasında karşılaştım. Piyanolar hatta melek figürü bile aynıydı.  Çok etkilendim takdir edersiniz ki, öykünün seyri karakterimin o evi kiralamasıyla gelişen olayların hikâyesine evrildi ve kitaba adını veren en uzun öykü oldu.

-Yazılarınız çizimlerle desteklenmiş. Bunu tercih etme sebebiniz nedir? Ya da bu fikir nasıl ortaya çıktı?

Farklı disiplinlerin yer aldığı üretimlere özel bir ilgim var. Görsel işlerle uğraştığımdan olsa gerek. Sevgili Emel Akın’la öykü dosyasının yazım sürecinde, çizmesi konusunda konuşuyorduk, ben çok kararlıydım ve onu ikna etmem gerekiyordu, ettim de. Beni kırmadı. Bitmiş dosyayı  yaklaşık iki ay, bir yaz dönemi boyunca yanında her yere taşıyarak çizdi. Kız kardeşliğimizin meyvesi de Tatavla’da Bir Delirme Vakası oldu.

-Yazılarınızda tek düze metinlere pek yer vermiyorsunuz. Bunun sebebi Belgesel Dramaturjisi’yle ilgilendiğinizden olabilir mi?

Olabilir. Tek düze metinler bir okuyucu olarak beni de sıkıyor açıkçası. Deneysel işlere eğilimim fazla. Farklı anlatım ve gramer yapılarını okumayı ve yazmayı heyecan verici buluyorum. Anlattığınız konuyla da ilgili bir durum bu elbette. Bir korku romanını bu şekilde yazamazsınız. Odağınız dil değildir orada korkutmaktır. Dil politik bir duruştur.

-Maruha kitabındaki iki karakter için ”eşsiz bir kadın korsanlar atlası” sunduklarını belirtiyorsunuz. Bu iki karakterden biraz bahseder misiniz?

Maruha, Bab-ı Âli’nin kadın çizerlerinden birinin hayatını anlatıyor. Roman 1955 yılında açılıyor ve yirmi yıllık bir süreci ele alıyor. Dünya seyahatlerinde çizdiği seyir günlükleri ve kişisel günlükleri de mevcut. Hazin bir aşk hikayesi yanında kendini var etme çabası açıkça okunuyor. Maruha’ya 1839 yılından başka bir karakter, kadın korsan Mary Anne eşlik ediyor. Bu iki kadının rüyalarda buluşan maceralı ve “yırtıcı” hikâyesini okuyoruz.

Bade Osman Erbayav 

Ayrıca mitolojiye olan sevdanız yazılarınızda kendini gösteriyor. Bundan sonraki çalışmalarınızda da mitolojik hikayelere yer verecek misiniz?

Mitleri hikayenin kendi öznelliği içinde yeniden üretmeyi seviyorum. Maruha’da Poseidon ya da Briareus’la, bitkilerin tanrıçası Flora’yla karşılaşabilir, Vordonisi Adası’nın  batış hikayesini okuyabilirsiniz. Bilirsiniz tragedyalar mitlerden beslenir, temel insan doğasını ele alır. Ben de Borgesvari bir merakla yazıdıklarıma kendi mitolojilerini yeniden biçiyorum.

bade-osma

-Yeni kitap çalışmanız var mı? Var ise okuyucularınız yeni kitabınızla ne zaman buluşacak?

Yazım aşamasında ama daha yolu var. Araya başka bir öykü kitabı girmezse en geç iki sene içinde okurun elinde bir roman olur kanısındayım.

-Bade Osman Erbayav Yazılarınız genellikle kadın odaklı. HİKAYESİ GİRİŞİM, evden üreten ve evden çalışan kadınların sesini duyurmak için çalışmalar yapıyor. Bu noktada tüm kadınlara vermek istediğiniz bir mesaj var mı?

Evden üreten kadınlar ekonominin içinde üstlerine görünmezlik pelerini geçirmiş kadınlardır. Düşük ücretler bir yana sosyal haklar konusunda da sıkıntı yaşamaktadırlar. Yeni yasa düzenlemelerinde ev içi üretim ve kredi desteği konusu az da olsa çözülmeye çalışılıyor, daha yolumuz var. Üretmek istedikten sonra bir kadının yapamayacağı çok az iş vardır, biliyorum. Sadece nereden başlamaları gerektiği konusunda kafaları karışık ve çekingenler. Kooperatifleri de önemsiyorum. Ben bir editör olarak evden çalışıyorum. Evde dolma sarıp satsaydım da durum pek farklı olmazdı, aynı mesai söz konusu. Bir dönem aktif iş yaşantısının içinde bulunmama rağmen insanın kendi işinin patronu olması kadar güzel pek az duygu var. Üretmeye, dayanışarak kendimizi yeniden var etmeye devam etmeliyiz.

Teşekkürler

Funda ALTINAĞAÇ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir