Kadının Adı Yok-Aslında Maviydi Terk Eden..

4. kitabı ile toplumsal bir yaraya parmak basan yazar Çimen Erengezgin, çarpıcı ve fantastik distopya olan “Aslında Maviydi Terk Eden romanında, çok yakın ama bir o kadar uzak olmasını istediğimiz yaşanan hikayeleri yazmış. Kendisine sorularımıza verdiği samimi cevapları için teşekkür ediyoruz.

Yaşanan acıları azaltmaz ama kitabı okuyan herkesi sarstığı kalemi, umarız ışık olur, umut olur.

* Marmara Üniversitesi İktisat Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi ‘nde öğrenim hayatınıza baktığımızda bugün deneyimleriniz çok farklı geldi. Öncelikle sizce Çimen Erengezgin kimdir? Ve öğrenim hayatınızla şu an çalışmalarınız nasıl bağdaşmakta?

Aslında üniversite seçimlerim Türkiye’nin öğrenci yerleştirme, gelecek kaygısı ve ne istediğine tam olarak karar verememe üçgeninin içinde şekillendi diyebilirim. Sayılarla aramın hiçbir zaman iyi olmamasına karşın işi yüksek lisans yapmaya kadar götürdüm yine de. Sonrasında borsada kısa bir deneyim ve “olmayacak bu” diyerek halkla ilişkiler alanına yönlendim. Betül Mardin, Meral Saçkan gibi sektörün duayenlerinin şirketlerinde staj yapmak ve yine aynı derecede kıymetli başka bir duayen olan Deniz İnsel ile uzun yıllar çalışma şansım oldu. Ardından da kurumsala geçiş tabii.
Geriye baktığımda, şu anki Çimen Erengezgin için gerekli olan tüm aşamalardan geçtiğimi görüyorum. İşin ekonomi kısmı hem özel hayatımda hem de kurumsal çalışmalarda bana yardımcı oldu, oluyor hâlâ.
Halkla İlişkiler sektöründe çalışmamsa insan ilişkileri, organizasyon ve çözüm üretme yeteneklerimi besledi. Aynı zamanda pek çok alanda, pek çok farklı insanla çalışmak; psikolojik analizleri ve kriz yönetimini keşfetmemi sağladı.
Şimdi kitaplarımı yazarken tüm bu deneyimlerimden oldukça faydalandığımı görüyorum. Elbette yoganın ve farkındalık çalışmalarının da tüm bu konuların derinine inmemde yol göstericiliğini belirtmeden geçemeyeceğim.

* Yoga hayatınıza nasıl girdi? Neler yapıyorsunuz?

Yoga, yoğun iş temposundan yorulduğum, bayram seyran demeden haftanın 6 günü çalıştığım bir zamana denk geldi. Aslında sistemin çarkından çıkmam gerektiğini fısıldadı kalbim, ben de şanslıydım ki bu sesi duydum ve işten ayrılmamı takiben hemen bir yoga dersine yazıldım. 2005 – 2010 yılları arasında hem yoga hem de farkındalık çalışmaları sonrası dünyanın tek yoga üniversitesi olan ve Hindistan’da bulunan Vivekananda Yoga Üniversitesi’nin ülkemizde açtığı yoga eğitmenliği programına katılarak eğitmen oldum.
O günden beri de yoga dersleri veriyorum. Sağlıklı yetişkinlerle, çocuklarla, hamilelerle ve ofis yogası ile de bir zamanlar benim yaptığım gibi yoğun çalışanlarla çalışma fırsatım oldu.

* İlk kitabınız Gezginname ve sırasıyla Yeşil Bisikletli Kız, Vay Başına Yoga gelenler. Son olarak Aslında Maviydi Terk Eden. Yazmak sizce nedir? Nasıl başladınız yazmaya? Bir aşk mı? Hep mi vardı? Sonra mı doğdu?

Hep vardı. İlk hikayemi ortaokulda yazdım mesela. Türkçe ve edebiyat derslerim her zaman çok iyiydi. Sonrasında şiirlerle devam etti, ancak yoğun iş temposunda neredeyse durmuştu. Yogayla birlikte tekrar kendini hissettirdi ve hatta blog yazıları, dergi yazarlığı ve bugün dördüncü kitaba kadar geldi.

* İlk sorumuzdaki eğitim hayatınızla şu anda yaptığınız çalışmalar, aklımıza, aldığınız eğitim sonrası daha çok sevdiğiniz alana yönelmeniz konusunda soru işareti bıraktı. Gençlere de ön bilgi olması adına, “ insan sevdiği işin eğitimini almalı “ durumu çok önemli değil mi?

Gençlere kendi deneyimlerimden “içinizdeki potansiyeli keşfedin ve onun peşinden gidin” derim. Eğitim elbette çok önemli, ama daha da önemlisi sevdiğiniz işi yapmak. Çünkü zaten aşkla yapılan her iş kendinizi daha iyiye ulaştırmak için sizi araştırmaya, okumaya, deneyimlemeye ve çok ama çok çalışmaya yönlendiriyor ve bunların hiçbirinden yorulmuyor hatta daha da mutlu oluyorsunuz.

* Aslında Maviydi Terk Eden.. Kadına şiddeti anlattığınız bir roman. Neden bu isim?

Romanda bir kadın ressamın hayatından yola çıkarak dünyanın renklerini ve anlamlarını anlatıyorum. Mavi erkeklere atfedilse de aslında kadınlara çok yakışan bir renk; çünkü umut ve huzur bir arada mavide ve mavi ya da kadınlar olmadığında dünya da renksiz ve mutsuz bir yere dönüşüyor. O nedenle terk eden mavi diyorum.

* Kitap, şiddet gören her kadının yaşadıklarına dokunuyor. Acıya dokunmak, anlatabilmek fikri nasıl gelişti?

Duygu Asena’nın Kadının Adı Yok kitabını okuduğum ilk günden beri, kadınlara bakış açısını, her iki cins arasındaki ayrımcılığı, terazinin neden bir tarafta daha ağır bastığını sorguluyorum. Geldiğim noktada ise artık bir kadın olarak bu konuda bir şeyler yapmak ihtiyacı duydum ve benim yapabileceğim de kalemimi kullanmaktı.
Acıya dokunmak kadar anlatmak da benim için zor oldu; çünkü diğer üç kitabımda daha pozitif bir üslubum vardı. Hep güzel şeyler yazmaya alışmışken, şiddet gibi yoğun bir acıyı yazmak beni fazlasıyla sarstı, hatta kitabın bazı bölümlerini yazmak beni mahvetti diyebilirim. O bölümlerden sonra bir müddet dengelenmem ve ruh halimi düzenlemem gerekti.

* Kitabı bitiren kadından ziyade erkekler nasıl hissedecek sizce?

İlk yaptığım söyleşi bir edebiyat dergisine oldu bu kitap için ve söyleşiyi yapan bir erkekti. Elbette öncelikle o da sizin gibi kitabı okumuştu ve oldukça olumlu geri dönüşler aldım kendisinden.
Umuyorum kitabı daha çok erkek okur ve aslında neler hissettiğimizi ve zorbalıkla değil sevgiyle el ele yürüyerek yaşamın daha güzel olacağını anlar.

* En etkilendiğim bölümlerden biri de, girişteki “ Ve bir sabah uyandıklarında, kadınları yanlarında değildi.” Nasıl bir his bunları yazdırdı size?
İnsan elindekinin kıymetini kaybettiği zaman anlar ya, ben de bunca eziyet, yok saymak, şiddet ve tüm bunların normal sayılmasını en çarpıcı şekilde dile getirmek istedim. Renksiz bir dünyada uyanmak nasıl olur, kadınlar dünyanın renkleridir ve kadınlar olmadan dünya neye benzer diyerek kurguyu oluşturdum. Konuyu anlattığımda bazı erkek arkadaşlar gözümüzde bile canlandıramadık dediler. Belki okuyunca sadece gözlerinde canlanmakla kalmaz, kalplerinde de hisseder ve kıymet bilirler diyorum.

* Kadına şiddet ve en önemlisi cinsiyet ayrımcılığını önlemek için en önemli unsur nedir sizce?

Bence kadınların bize öğretilen kalıplardan çıkması, kadınların birbirine destek olması ve eğitim geliyor bu önlemlerin başında. Eğer kadınlar birbirini arkasından bıçaklayıp, dedikodu yapmaz, kıskançlık denen illetin içinde kaybolmazsa; ayrımcılığı bu denli yaşamayacağımıza inanıyorum.
Ve çok klasik ama gerçek ki; erkekleri ve kadınları doğuran ve yetiştiren kadındır. Kızlarımıza ve oğullarımıza nasıl davrandığımıza bir kez daha objektif olarak bakmakta fayda var. Bize nasıl davranılmasını istiyorsak, çocuklarımızı da o bakış açısıyla büyütmeliyiz. Evde oğlumuzu sonsuz toleranslı ve hizmet ederek, iş öğretmeden yetiştirirken, kızımızı baskılarla, erkek kardeşine hizmet etmeyi mecbur ve normal kılarak, ayrıca erkeklerin de üstünlüğüne inandırarak yetiştirirsek, gelecek nesillerin de bizim yaşadıklarımızı yaşamasına neden oluruz.
O nedenle bahçemizin güzel ve verimli ürünler vermesini istiyorsak, ektiğimiz tohumların kalitesine de dikkat etmeliyiz.

* Kadın olmak zor, kadınken ayakta olmak daha da zor. Kadınlara önerileriniz neler olabilir?

Kendilerini yetiştirsinler, bir başkasının eline muhtaç olmadıkları sürece ayakta kalabilirler. Yoksa hep onlara dayatılanla yetinmek zorundalar. Herkes üniversiteye gitmek zorunda değil, ama yeteneklerini keşfederek bir gelir elde edecekleri işleri olmalı.
Özellikle iş hayatında kadınların kadınlarla çalışması çok daha zordur, hırslarına yenik düşenler olabilir. Oysa bizim birbirimize yaren olmamız ve üreten kadınları desteklememiz çok önemli.
* Yeni kitap projeniz var mı?
Hep var 😊 Şu aralar iki kitap üzerinde çalışıyorum; birincisi yine bir roman, ikincisi ise hem yetişkinlerin hem de çocukların okuyabileceği bir öykü kitabı. Hangisi önce bitecek, hangisi yayımlanacak hiçbir fikrim yok ama yazmaya devam ediyorum.
 * Son olarak mutlu olduğunuz yerde misiniz diye sorsak?
Kesinlikle mutlu olduğum işleri yapıyorum ve her geçen gün üretmekten, derdimi birilerine ulaştırmaktan, birilerinin hayatlarına dokunmaktan büyük mutluluk duyuyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir