close

”Hayat Ailemizle Güzel” sloganıyla yola çıkan ve ailemizle.tv yi hazırlayan Berna Kasapoğlu Serdarlı bugünkü röportaj konuğumuz… Kendisine şimdiden teşekkür ediyoruz.

*Sizi tanıyabilir miyiz?

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi İktisat bölümü mezunuyum. Bir süre halkla ilişkiler sektöründe Türkiye’nin önemli ajanslarında ulusal ve uluslararası markaların sorumluluğunu aldım. Sonra kalbimin sesini dinleyerek hem Türkiye’de İstanbul Üniversitesi’nde, hem Amerika’da New York Üniversitesi’nde televizyonculuk ile ilgili eğitim programlarına katıldım. New York’ta TRT INT’te yayınlanan bir program ekibinde, Türkiye’ye döndükten sonra da TRT İstanbul Televizyonu’nda çalıştım.

Daha sonra Türkiye’nin bir anne tarafından hazırlanan aile odaklı ilk video blogu ailemizle.tv ‘yi kurdum. Annelerin ve babaların çocuk sahibi olma kararını verdikleri andan itibaren yanlarında olabilecek zengin bir içeriğe sahip, uzman röportajlarından oluşan bir video sitesi. İsminden içeriğine kadar her şeyi bana ait. Hem sunucusuyum, hem kameramanı, hem kurgucusu, hem yayıncısı, hem yönetmeni, hatta sekreteri ve şoförüyümJ Bundan da büyük keyif alıyorum.

Eren, Selin ve Ela’nın annesiyim. Üç çocuklu hayattan da keyif alıyorum.

*Çocukken hayal ettiğiniz iş neydi?

Televizyonculuk. Apartmanımızın bahçesinde kendimizce koro, mini piyes gibi etkinlikler düzenlerdik. Ben hep programın sunucusu olurdum. İlkokulun beş sene olduğu yıllardı, 5. sınıfı bitirirken mezuniyet gecemiz olmuştu. Beyşehir’in belediye salonunda. Gecenin sunucusu yine bendim. Ortaokulda Türkçe öğretmenimiz bir meslek sahibi ile röportaj yapmamızı istedi. Klasik mesleklerden biriyle yapmak istemedim. Nikah memuru ile röportaj yaptım. 10 almıştım ve öğretmenimiz 10 yetmedi bu röportaja demişti.

Hep iletişim okumak isteyip yanlış yönlendirilmeyle iktisat okudum. 17 yaşındasınız, küçük bir Anadolu ilçesinde yetişmişsiniz, televizyonculuğun merkezi İstanbul veya Ankara, üstelik tek kanaldan çok kanallı döneme yeni giriş yapılan yıllar. İktisat’ı dört yılda bitirebilmek o alandaki en büyük ve tek başarımdır. Mezun olduktan sonra önce halkla ilişkiler sektöründe sonra da TRT’de çalıştım. Yanlış giden yönü doğruya çevirdim çok geç olmadan…

*Dördüncü çocuğum dediğiniz ailemizle.tv nin oluşumundan biraz bahseder misiniz?

Aslında 7. çocuğum. İlk çocuğum Eren’den sonra iki kez düşük yaptım, birinde tek bebek diğerinde ikiz bebek kaybettim. Selin’e hamileyken TRT İstanbul Televizyonu’nda çalışıyordum. Önceki düşüklerin korkusuyla istemeyerek ayrıldım. Annelik ve televizyonculuğu nasıl birleştirebilirim derken eşim web tv önerisinde bulundu. Kağıt üzerinde ve kafamızda şekillendirdik. Ancak ikiz bebeklere hamilelik esnasında “üç çocuklu aile” olma fikrini farkında olmadan benimsemişiz. Kızımıza bir kız kardeş yapsak derken bulduk kendimizi. Ve Ela dünyaya geldi. Ela’ya hamileyken ailemizle.tv’nin 9 ay 10 gün kategorisindeki videoları hazırladım. Hamileyken hamilelik röportajları yapmak istemiştim. Doğuma bir hafta kala planladığım tüm konularda röportajlarımı bitirdim.

Sonrasında 3 çocuklu hayat ve herşeyi kendim yapacağım çabaları, sonra da ne yapacağımı, nasıl yol alacağımı bilememekten  dolayı ailemizle.tv biraz hobi olarak kaldı. En küçüğüm de okullu olunca artık hak ettiği ilgiyi gösterebiliyorum.

*Sosyal medyada bilgi kirliliği çok fazla. Herhangi bir konu üzerine farklı uzman fikirleri olabiliyor. Peki siz bu durumda nasıl bir yol izliyorsunuz?


İnternet hem çok iyi hem çok kötü… Çocuklarıma da söylediğim bir şey var: “İnternet kullanımı da para kullanımı gibidir. İyi yönde kullanılırsa çok gerekli ve önemli, ama kötü yönde kullanılırsa zarar verici olabilir.”

Ben asla kendi deneyimime dayalı bir bilgi paylaşmıyorum. 3 çocuğun var, daha deneyimlisin diyorlar. İşte tam da bu noktada zaten üç çocukta şunu görüyorum; her hamileliğim de farklı, kendi doğurup büyüttüğüm çocuklarım da birbirinden farklı. Öyleyse başka çocuklarla aynı olmalarını bekleyemem. Herkesin deneyimi kişiye özeldir.

Ailemizle.tv’de konu hakkında soruları uzmanlara soruyorum. Kime röportaj için gideceğime karar verirken mutlaka detaylı araştırıyorum. Bir de röportaj konusu seçerken polemik olan konulara girmiyorum. Önce tıp camiası bir karar versin bakalım diyorum.

Doğru bilgi paylaşmak benim için çok önemli. Çünkü anneye ve hatta babaya hitap ediyor videolarım. Bu da bir çocuğa etki edecek anlamına gelir.

*En çok hangi konulardaki videolar ilgi görüyor? Videonun yaygınlaşması hakkında ne düşünüyorsunuz?

2011’de çekimleri yaparken ailemizle.tv’den bahsettiğimde blogger arkadaşlarım da dahil olmak üzere herkes o nedir diyordu, ben de blogun video versiyonu gibi diyerek ifade etmeye çalışıyordum. Bugün ise herkes video çekip kanal açabiliyor, hatta sosyal medya hesaplarından canlı yayın bile yapabiliyorsunuz. TRT’de canlı yayın dediğimizde stüdyonun havası bile bir farklı olurduJ

Video çağındayız ama videoların da kısa ve net olması tercih ediliyor. Ben “çok izlenme” derdine girmemeye çalışıyorum, çünkü bilgi aktarıyorum. Yarım aktarılmış bilginin faydadan çok zararı olabileceğini düşünüyorum. 2 dakikalık videolarım da var, 10 dakikalık videolarım da var.

En çok “nasıl yapılır” videoları ilgi çekiyor. Bir de hamilelik ve ilk bebeklik dönemi videoları daha çok izleniyor. Ben buna üzülüyorum aslında. Çünkü anneliğe biraz alışınca genelde araştırma eğilimi düşüyor. Oysa ki mesela ben Eren için hep acemi anneyim! Şu anda da ergenliği öğrenmeye çalışıyorum. Kendim öğrenirken, bir taraftan da videolar çekip diğer annelere aktarıyorum.

*Uzmanların bilgi aktarımı dışında ayrıca anne tavsiyeleri içeren videolara da yer veriyorsunuz. Şu ana kadar size çok ilginç gelen bir hikaye var mı?

Önce kısaca anne tavsiye videolarından bahsedeyim dilerseniz. Anneler alışveriş yaparken markalardan çok, birbirlerini dinliyorlar. Bundan yola çıkarak İzmir’deki bir annenin deneyiminden Kars’taki bir annenin de yararlanmasına ortam hazırlamak istedim. ailemizle.tv’de, ismi bana ait olan AvM: Anneler ve Markalar kategorisi altında anne tavsiye videolarını yayınlıyorum. İlk olarak HİPP markası ile çalışmaya başladım. “Sosyal medya rakamlarından çok projenin kalitesi bizim için önemlidir” diyen bir marka ile başlamış olmak benim motivasyonumu ve inancımı çok artırdı. Proje artık belli bir seviyeye geldi, ben daha iyi yönetebildiğime inanıyorum, o yüzden de yeni markalarla görüşmelere başladım.

Aslında hikaye değil de annelerden gelen bazı mesajlar bana ilginç geliyor. Markalara karşı bir güvensizlik var gibi, söz verip sözünü tutmama, ürün gönderirim deyip göndermeme durumları çok yaşanmış sanki… Annelerden biri mesaj attı, “biliyordum zaten bunun gerçek olamayacağını hala ürünüm gelmedi işte” dedi. Kendisine kardan dolayı İstanbul ve Anadolu’da yollar kapandığı için kargonun çıkışında bir iki gün gecikme olduğunu izah edince “kusura bakmayın söz verip yapmayanlarla çok karşılaştım” dedi.

Bu güvensizlik ortamında kendi adıma güven verebildiğimi görünce çok mutlu oluyorum. “Ne kadar samimisiniz, her soruya bıkmadan cevap veriyorsunuz, ulaşmayan kargoyu bile takip ediyorsunuz” gibi yorumlar geliyor annelerimizden. Bu da en büyük kazanım benim için.

*Bir süre önce ”Anne Direksiyonda” ile tüm sürücülerin direksiyondaki anneler konusunda farkındalığını artırmayı hedeflediğiniz bir sosyal sorumluluk projesi başlattınız. Çalışmalarınız devam ediyor mu? Ufukta yeni sosyal sorumluluk projesi var mı?

Anne Direksiyonda benim için çok özel bir proje. Hem yurtdışında hem Türkiye’de bebekle araba kullandığım için aradaki farkı gördüm ve hemen kolları sıvamak istedim.

“Anne Direksiyonda” projesi, çocuğuyla birlikte arabasına binip direksiyona geçen annenin araba içinde yaşadıklarını anlatabilmeyi, gösterebilmeyi ve diğer sürücülerin araba kullanan annelere karşı trafikte daha saygılı olmalarını sağlamayı amaçlıyor. Toplumumuzda anneye duyulan saygıdan yola çıkılarak, uzun vadede kadın sürücülere karşı bakışın da değişeceğini düşünüyorum ve çocuklarımızın ileride bizim yaşadığımız sorunları yaşamaması için elimizi taşın altına sokmamız gerektiğine inanıyorum.

Markalara derdimi tam anlatabildiğimi düşünmüyorum. Ya da markaların beni tam anladığını düşünmüyorum. Biraz projeyi alıp kendince kullanma durumu oluyor. Oysaki ben özünü kaybetmeden gerçekten sosyal farkındalık yaratacak bir çalışma olmasını istiyorum. Çok değerli blogger arkadaşlarım var bana bu projede gönüllü olarak destek vermek isteyen, kimseye ihtiyaç duymadan annelerle bir video çalışması yapıp sosyal medyada yayılması için çaba göstereceğim.

Ufukta aslında bir iş girişimi bir de sosyal sorumluluk projesi var. Ancak yeni adımlar attığım “anne tavsiye videoları” ve “anne direksiyonda” biraz olgunlaştıktan sonra onlara girişmek daha doğru olur.

*Üç çocuk ve yoğun iş temposu dışında kendisini iyi hissetmek adına neler yapar Berna Serdarlı.


ÇalışırJ Çok isteyip de çalışmamayı tercih ettiğim dönemlerin acısını çıkarır gibiyim. Röportajlar yapayım, sonra onların kurgusunu yapıp sitede paylaşayım. İşe ara verdiğimde mutsuz oluyorum. Başımda patron yok, şu güne kadar şu işi yetiştirmelisin diyen yok. Gündüz mesaisi çocuklar okuldan gelince bitiyor. Onlar yattıktan sonra akşam mesaisine başlıyorumJ

Kendini iyi hissetmek için mutfağa giren kadınlara özeniyorum, ama mutfak beni daha çok geriyorJ Resimle de aram iyi değildir.

Kitap okumayı seviyorum ancak onlar bile daha çok annelik ve çocuk yetiştirme üzerine.

Son dönemde mum ışığıyla başbaşa kalmayı seviyorum, sessizlik iyi geliyor. Yaşlanma belirtisi sayılabilir belki buJ

*Kariyerine ara veren ya da yeni kariyer yapmak isteyen, evdeki kısır döngüden kurtulmak isteyen kadınlara neler önerirsiniz?

Mesleğe göre değişir elbette, ancak pek çok meslek için kariyere ara vermenin çok da büyütülmemesi gerektiğine inanıyorum. Özellikle 0-3 yaş çocuk gelişimi için çok önemli. O dönemde bebeğinizle olmak isterseniz ara verip ona yoğunlaşırsınız. Kariyere ara verdiğiniz dönemi ne şekilde değerlendirdiğinizdir asıl önemli olan. Çalışma hayatında rutin koşturmaya girdiğinizde gözünüzden kaçan, sizi kısır döngüye sokan alanları, uzaklaşınca  fark edebilirsiniz. Diğer taraftan kendinizi geliştirmek istediğiniz alanlar için zaman yaratmış olursunuz. Dediğim gibi bu hem mesleğe göre değişir, hem maddi imkanlara bağlıdır, hem de kişinin tercihlerine bağlıdır.

Bebekten sonra kariyerine ara verip, sonra bambaşka bir alanda yeni bir kariyere başlayan da çok anne var. Çünkü anne olunca üçüncü gözümüz daha bir açılıyor, ne istediğimizi daha iyi biliyoruzJ

Hem teknoloji sayesinde hem de belediyelerin meslek kursları sayesinde çok daha kolaylaştı yeni işlere girişmek. Öncelikle kendinizi tanırsanız ve hedefinizi belirlerseniz imkanlar karşınıza çıkacaktır.

Geçenlerde İSMEK’te hat sanatı kursuna gitmiş ve ferman yazmayı öğrenmiş yaşlı bir beyefendi ve kaligraf yaşlı bir başka beyefendi ile kuruyemişçide karşılaştım. Üçümüz de tanımıyoruz birbirimizi. Ama  dükkanda sohbet ederken hikayelerini paylaştılar. Emekli maaşı kadar para kazanıyorlarmış ikisi de. Gençken neden yapamayasınız?

*Girişimci olarak Türkiye’de kadın girişimciliği desek neler söylersiniz?

Ben ne kadar “girişimci” statüsüne girerim bilemiyorum. Sanal ortamda iş yapıyor olmak belki de bende bu hissi uyandırıyor, eski nesil olduğumun ispatıdır bu daJ Ama kadınların artık daha girişimci olduğu kesin. Aslında Türk kadınının, Cumhuriyet kadınının doğasında var girişimcilik zaten. Tarlada çalışır. Yaşlansa bile hala örgü örer, dantel örer. Hep üretkendir. Tek eksiği; bunu paraya çevirmeyi bilemiyordu. Para kazanmak da tıpkı araba kullanmak gibi erkek işi olarak algılanıyordu. Bu algı, trafikte cesur ve iyi şoför olmaya da, girişimci olup iyi para kazanmaya da “engel” yaratıyordu. Artık bu değişiyor.

* Home-ofis çalışmanın artıları ve eksileri neler sizce?

Artılar: Sabah çocukları okula hazırlarken bir de kendin iş için giyinip makyaj yapmak zorunda değilsin. Ev halkını okula ve işe gönderdikten sonra ortalığı toparlayıp bir de çay demleyip işinin başına geçebiliyorsun. Üzerinde rahat kıyafetlerle, ayağında topuklu ayakkabı yerine ev patikleriyle masa başında çalışabiliyorsun. Etrafında iş ortamı dedikodusu yapan ya da seni olumsuz etkileyen insanlar yok. İstediğin saatte yemeğini yiyorsun. Çocuklar okuldan geldiğinde onları kendin karşılıyorsun. Onlar uyuduktan sonra tekrar kaldığın yerden işine devam edebiliyorsun istersen.

Eksiler: Sabah ev halkını okula ve işe gönderdikten sonra eğer ev düzenini önemseyen biriysen kendini evle fazla ilgilenirken bulabiliyorsun. Şöyle bir kahvaltı üstüne çay keyfi yaparken azıcık sosyal medyada takılayım dersen bir bakıyorsun uzun süre geçmiş. Rahat eşofmanlarla bilgisayar başına geçince kıyafetinin etkisine kapılıp fazla gevşeme ihtimalin çok yüksek oluyor. Etrafında azıcık sohbet edecek, seni motive edecek kimse olmuyor. İşe kendini kaptırıp yemek yemeyi unutabiliyorsun. Çocuklar uyuduktan sonra ortam sessizken biraz daha çalışayım deyip televizyon izleme keyfini kaçırıyorsun.

Bunlar elbette benim artılarım ve benim eksilerim. Ev düzenini çok da dert etmeyen bir kadın için ilgili maddeyi eleyebiliriz mesela… Ya da yemek saatini atlamayan biri için de ilgili maddeyi eleyebiliriz. Ama şu bir gerçek ki home-ofis çalışmanın ilk kuralı öz disiplininin ve otokontrolününün kuvvetli olması.

Çok teşekkür ederiz.

Türkiye’nin ilk aile ekranı ailemizle.tv, doğru kişilerden en doğru bilgilerin samimi sohbetlerle ailelere aktarmaya devam ediyor. Başarılar…

Funda ALTINAĞAÇ

Website

Facebook

Twitter

İnstagram

Youtube

Mail: ailemizletv@gmail.com

Tags : ailemizle tvBerna Kasapoğlu SerdarlıHayat Ailemizle GüzelKadınKadın girişimciKariyerTelevizyonTVVideo

Bir Yanıt Bırak