close

Bugün Çocuk, Aile, Evlilik Terapisti ve Yazar Ebru Tuay Üzümcü, Hikayesi Girişim’in röportaj konuğuydu.

-Okuyucularımız adına sizi tanıyabilir miyiz?

Ben çocukluğundan beri psikoloji alanına aşık, lisans eğitimini Marmara Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık böümünde, lisans üstü eğitimini Amerika’da, Kaliforniya Eyalet Üniversitesi Fullerton’da İlişki Terapileri üzerine tamamlamış biriyim. Uzmanlık konum aile içi şiddet. Remzi Kitabevi tarafından basılmış 3 kitabım var: Bir İlişki 50 Günde Nasıl Kurtulur?, Çeyiz Sandığı ve sevgili dostum eğitmen Polat Doğru ile kaleme aldığımız Kendin Ol Hayatı Keşfet. Kendi ofisimde terapiler yapmanın yanı sıra kurumlara stres yönetimi, motivasyon, liderlik, takım oluşturma, aile içi iletişim gibi konularda seminerler veriyorum. Ayrıca gönüllü çalışmalar yapıyorum. Sizinle de, iki arkadaşım ile beraber bir sivil toplum inisiyatifi olarak başlayan sahne gösterimiz Kadının Adı Var’a geldiğinizde tanıştık.

-Öncelikle yakın zamanda seyrettiğimiz için ‘KADININ ADI VAR’ gösterisi hakkında soru sormak istiyorum. Hikayesi Girişim ekibi olarak gösteriyi çok beğendik ve etkilendik. Sizi seyredemeyenler için gösterinin amacından bahseder misiniz?

Gösterimiz kadına ve erkeğe eşit uzaklıkta insana yakın bir gösteri. Farklı kimlikler üzerinden ayrışmanın toplumları ne hale düşürdüğü ortada. İster mezhep, ister cinsiyet, ister spor kulübü taraftarlığı üzerinden olsun diğerini düşman gibi görmek, katiyen empati kuramamak toplumları iç savaşlara, bireyleri intiharlara sürüklüyor.

Her birimiz bir kadın ve erkeğin ilişki toprağında filizlenmiş tohumlarız. O toprak ne kadar verimli ise bizler de o kadar mutlu, anlamlı yaşamlar kurabiliyoruz.

Kadınların karar mekanizmalarına, ekonomiye katılımlarının avantajlarını gelişen ülkeler farkında. Ölçümler var. Bir kadının eğitimi %1 oranında arttığında bunun gayri safi milli hasılaya yansıması %3,37. Kadınlar gelirlerinin %90’ını eğitim, sağlık ve yeni yatırımlara yönlendiriyorlar. Yönetici kadrosunda kadınların erkeklerle eşit olduğu şirketler inovasyonda önde gidiyorlar. Kısacası, mutluluk ve kalkınma için toplumu kucaklamak şart ve bu toplumun yarısı erkekler, yarısı kadınlardan oluşuyor. Biz bu duruma dikkat çekiyoruz. İçimizden kişilerin, kendimizin yaşadıklarımızdan örneklerle, içinde psikodrama, skeçler ve anlatının olduğu, izleyici ile etkileşim halinde bir gösteri sahneliyoruz. Hep beraber gülüyoruz da, ağlıyoruz da ve sonunda seyirci kim olursa olsun hep kucaklaşabiliyoruz.

-İlişki ve Aile Terapisti olarak şiddeti tanımlar mısınız? Şiddet daha çok bireysel bir sorun mudur yoksa toplumsal bir sorun mu?

Her ikisi de. Bireyi toplumdan ayrı düşünmek çok zor ve bence doğru değil. Şiddetin normalleştirildiği, kabul gördüğü hatta özendirildiği bir kültür içindeyiz. “Kızını dövmeyen dizini döver”, “öğretmenin vurduğu yerde gül açar” söylemlerinden, ilk reglisinde yüzüne tokat yeme örfüne!, politikacıların mecliste birbirini yumruklamasından, uygulanmayan yasalara kadar şiddete göz yumuluyor, bazen alkış bile tutuluyor. Böyle olunca da modelleme yolu ile büyükten küçüğe intikal ediyor.

Şiddet bir yetersizlik göstergesidir. Duygularının dizginlerini kendi eline alamayan kişi, zihinsel olarak gelişimi zayıf olan, akıl ile sorun çözemeyen kişi şiddete yönelir. Olgunlaşmamışlık ve yetersizliktir şiddet davranışı.

Ayrıca şiddet gösterenlerin çoğu çocukken şiddete maruz kalmış olanlardır. Şiddet davranışı onlar için tanıdık, öğrenilmiş ve içselleştirilmiştir. Dara düştüklerinde hazır olan bu tepki çıkıverir dışarı. O sebeple “bakalım nasıl oluyormuş, görsün” tarzı kısasa kısas uygulamalar sorun çözmek bir yana, mevcut sorunu sadece daha da kalıcı hale getirir ve bir kısır döngü yaratmaktan başka işe yaramaz.

-Toplumu şiddetten özgürleşmeye nasıl motive edebiliriz?

Sevgi, anlayış, gözlemcilik, merak, öğrenme, eğitim, dinleme, etkileşim, iletişim, sanat bu çözümün unsurları.

Önce şiddetle anlatılmak isteneni duymak, kişilere kendilerini ve başkalarını acıtmadan nasıl rahatsızlıklarını ifade edebileceklerinin yollarını göstermek, alternatifler üretebilmeleri için zihinsel kapasitelerini beslemek çok önemli. Yani eğitim. Farklı kültürleri tanımaya, farklı teorileri bilmeye kapı açan eğitim. Araştırmaya yönlendiren, fikirleri sözlere, notalara, beden hareketlerine, renklere, şekillere dönüştürebilmeyi öğreten eğitim.

Araştırmalar gösteriyor ki, farklı gruplardan insanlar (kadın ve erkek örneğin) ne kadar fazla nitelikli etkileşim içinde olurlarsa aralarında sorunlar o kadar azalıyor. Nitelikli etkileşimden kasıt beraber bir proje üretmek, sohbet etmek, birlikte bir deneyimi paylaşmak vs.

O sebeple bizler bir araya gelmeye önem vermeli ve ister bireysel inisiyatiflerle ister sivil toplum kuruluşları ile hareket ederek barışçıl yolları temsil etmeliyiz.

-Şiddete tanık olan veya maruz kalan çocuklar, büyüdüklerinde ne yazık ki şiddet uygulayan bireyler olarak karşımıza çıkabiliyor. Bu durumdaki çocuklar için neler yapabilir?

Sanırım bu sorunun cevabı bir üstte de var. Önce cezalandırmadan dinlemek, anlamaya çalışmak, sonra kendisini ifade edebileceği farklı yollar öğretmek. Barışçıl ortamlara sokmak, model alabileceği insanlarla etkileşime girmesini sağlamak. Yaşamı ile ilgili hedefler koyması konusunda rehberlik etmek, o hedefleri gerçekleştirmek için yapacağı planları desteklemek, cesaretlendirmek ve olumlu bir ilişki kurup, sürdürmek.

-‘Bir İlişki 50 Günde Nasıl Kurtulur?adlı kitabınıza istinaden gerçekten kötü giden bir evlilik 50 günde kurtulabilir mi?

O bir sembol elbette. Bir İlişki diyorum, o ilişki, şu ilişki değil. Kitapta bir ilişkinin bireyler için nasıl güvenli bir alan olabileceğini, sevmenin eyleme nasıl dönüşeceğini, birlikte gelişebilmek için önemli kavramları anlatıyorum. İki çocuklu bir karı kocanın hayatına 50 gün boyunca tanıklık yapıyoruz. Elbette bireylerin kararlılığı, istekliliği ve bunun karşılıklı olması halinde kötü bir ilişki iyileşebilir.

-Son yıllarda boşanmaların artmasını siz neye bağlıyorsunuz?

İnsanların yaşam süresi ciddi şekilde arttı. Bunun önemli olduğunu düşünüyorum. Çok daha uzun yaşıyoruz ve çok fazla uyarana maruz kalarak yaşıyoruz günümüzün globalleşen dünyasında. Eskiden bir insanın bir ömür boyu edineceği bilgiyi örneğin bizler 1 haftada edinebiliyoruz. Bu uyaran zenginliği, hızlı değişim, sürekli uyumlanma ihtiyacı bizleri aslında ilişkilere daha da muhtaç hale getiriyor bir yandan. Öte yandan, aynı sebeplerle birlikteliği sürdürmek çok daha fazla çaba istiyor. Sağlıklı iletişim, sorumlulukları paylaşmak, beraber zaman geçirmek, beraber eğlenebilmek bir ilişkide çok önemli.

-Sizce eşler arasındaki anlaşmazlıklar ve tartışmalar hangi noktada kavga haline dönüyor?

Kişiler anlamadan evvel anlaşılmanın dersine düştüklerinde. Birini anlamak için dinlemek hayattaki en zor ve önemli beceri bence.
Çiftler yeterince sohbet etmiyorlarsa, cinsel olarak keyifli bir hayatları yoksa, temel yaşam değerleri farklılıklar gösteriyorsa kişiler anlaşılamamanın, tatminsizliğin verdiği sıkışmışlıkla saldırganlaşıyorlar.

En çok da evlenmek için gerekli bireyselliğe sahip olmadıklarında bu sorunlar oluyor. Yani hala çocuk kimlikleri baskın ve kendi anne babalarından onay almanın peşindelerse çiftler, yetişkin yetişkine ilişki kuramıyorlar.

-Son çıkan kitabınız ‘Çeyiz Sandığı’… Babaannenize ithaf ettiğiniz bir kitap… Şahsi fikrimi söylemek istiyorum kitabın ismini çok anlamlı buldum. Gerçekten  mutlu bir evlilik kurmak için  çeyiz sandığında neler olmalı?

Çok teşekkürler.
Çeyiz Sandığı’nda paylaşılan anılarımız, değerlerimiz, güvenli bir sohbet alanı, mutlu bir cinsel yaşam, ortak meraklar ve hedefler, birbirimizi korumaya dair bir istek ve beceri, öğrenmeye açık olmak, iletişim becerileri olmalı.

-Hikayesi Girişim, kariyer yapmak isteyen kadınların buluşma noktası. Bu bağlamda bir kişinin kariyer odaklı gelişimi için neler söyleyebilirsiniz?

Kişi kim olduğu konusunda fikre sahipse ne yapmak istediğini de bilir. Kendi keyif aldığı şeyleri, merak ettiklerini, değerlerini farkında olan kişi bunlara  uyumlu tercihlere yöneldiğinde, dış etkenlerden bağımsız olarak iç motivasyonu hep canlı kalır. Yapamazsın dediğinde başkaları şüpheye düşmez. Başarısız olsa bile yeniden deneme cesaretine sahiptir. Kim olduğunuzla uyumlu kariyerlere yönelin derim. Kim olduğunuzdan emin değilseniz önce iyi bir terapistle çalışmanızı da öneririm.

-Ülkemizdeki çalışan annelerin yaşadığı sıkıntılar malum. Siz çalışan anne olarak sıkıntılar yaşadınız mı?

Elbette, bebeğim 2 aylıkken ve emzirirken işe dönmek zorunda olmak hem fiziksel hem duygusal olarak beni çok yormuştu. Ülkenin koşulları gerçekten zalim bu noktada. Neyse ki, evde sorumlulukları paylaşabileceğim bir eşim vardı. Çalışan anneler çocuk sahibi olmadan önce eşleriyle etraflıca konuşsunlar, öneririm. İş bölümü yapsınlar, öngörülen sorunları zamana bırakmadan çözümler üzerinde konuşsunlar, mutlaka yardım alsınlar. Çeyiz Sandığı’nda yazdığım bir şey var. “Her şeyi tek başına yapmanın insanı güçlü değil yalnız yaptığını anlamıştım” diye. Aslında kendim de öyleydim. Yardım almayı öğrenmem kişisel tarihimde devrimdir ve ancak ondan sonra özgürleşebildim yetersizlik duygusundan. Yani yetersizliğimi kabul edince.

-Ebru Tuay Üzümcü en çok hangi yazarların yazılarını takip ediyor?

Karışık olacak yani hem bilimsel hem kurgusal. Daniel Siegel, Irvin Yalom, Stan Tatkin, Hedy Schleifer, Oliver Sacks (geçen sene öldü ne yazık ki, inanın özlüyorum), Engin Geçtan, Erdal Atabek, Mine Söğüt, Ece Temelkuran, Sunay Akın, son yıllarda okuyup en etkilendiğim kısa roman genç bir yazardan, Deniz Gezgin’den Ahraz, tavsiye ederim herkese. Bir de Didem Madak’ın şiirlerini (çok genç ayrıldı dünyadan). Ayrıca vazgeçilmez klasiklerim Steinbeck, Berger, Marquez ve Borges. Sadece Marquez’i yazdığı dilde okuyabilmek için İspanyolca öğrendim. O derece.

-Son olarak yakın zamanda yapmak istediğiniz yeni bir proje var mı?

Bir mi???:)))) Bir çok var. Gerçekleştirdikçe konuşalım mı?
Çok çok teşekkürler ve sevgiler

Teşekkürler

Funda ALTINAĞAÇ

Tags : Aile terapistiÇeyiz Sandığı kitapEbru Tuay ÜzümcüEvlilik TerapistiGirişimci kadınKadın girişimciKadının adı varKariyerKendin Ol Hayatı Keşfet

Bir Yanıt Bırak