close

Sizden Gelenler

BlogSizden Gelenler

Umuda Yolculuk 2. Bölüm

umut

Bir süre sonra tüp bebek tedavisi 2.kez denendi..

Bu kez hep yatmadım transfer döneminde, kalktım, gezip durdum evin içinde..

Doktor bu kez şansınız daha yüksek dedi ya, içimde başka bir heyecan vardı.

Her sabah Kadınlar Kulübünde benim durumumda olan ve tedavi görenlerin sayfasını okuyordum, mutlu haber alanlar vardı 2.denemelerinde, iyice umutlanıyordum. Umutlanıyorum demişken, kızım da olsa oğlum da olsa adını ”Umut” koymaya karar verdim tam da ismiyle müsemma, umut olsun bana istiyorum.Kocamın itirazı yoktu isim konusunda sadece benim için üzülüyordu. “Çocuğumuz olmasa da mutluyum ben seninle, olmasa da olur üzme kendini “diyor ama eşim  çocukları çok seviyordu, biliyordum. Arkadaşlarının çocuklarını o kadar seviyordu ki “Allah’ım benim için değilse de onun için bir evlat ver “diye dua ediyordum..

Dua deyince; iş yerinde, akrabalarımın içinde durmadan benim için dua edenler vardı, beni her gördüklerinde “sabret, yanında kar tanesi kadar olan bebeklerden sana da gönderecek bir tane “diyorlardı, sadece gülümsüyordum.

Geçen sefer öğleden sonra gidebilmiştik hastaneye , bu sefer sabah erkenden hazırdım,uyku tutmamıştı. Sabah kalkıp şu evde yapılan testlerden birini yaptım, negatifti ama hemen çıkmaz demişlerdi zaten, o nedenle kan testi istiyordu doktor.

Giyinip hazırlandım, hemen gitmek istiyordum hemen.

Bu sefer transfer dönemi için rapor almıştım, raporun süresi ertesi gün bitiyordu, pozitif çıkarsa ofise gidip “ben artık gelmeyeceğim “diyecektim, ya negatif çıkarsa?

Ve negatif çıkmıştı.

Bu kez de olmamıştı.

Hastaneden eve gitmek bile istemiyordum, oturup kaldım bir müddet bankta… ”Bir daha yaptıralım, bir daha versek kanı” diyordum eşime… Kocam ise “eve gidelim, birkaç gün sonra yine geliriz “diyor ve sanırım ağlıyordu…

3.kez (yok aslında 4. oluyor çünkü tüp bebekten önce bir de aşılama yapılmıştı) denemek için 2-3 ay zaman istemişti doktor… Vücudum dinlenmeliymiş ama ben o kadar beklemek istemiyorum ki..Zaten 30 gün geçecek aradan, sonra ilaçlı tedavi dönemi, transfer dönemi, istemiyordum çok uzun,  gelecek ay tekrar denemek istiyordum. Bu arada başka bir doktora gitmeli diye düşünüyordum. İki kez denendi olmadı zaten, belki bir başkası daha başarılı olur, internette tedavi görüp sonuca ulaşanların doktorlarını mı araştırsam, onlardan birinden mi randevu alsam gibi sorular kafamın içinde uçuşuyordu.

Annem çok üzülüyordu durumuma, ben üzüldüğüm için üzülüyor, o da biliyor çocuğumuz olmasa da iyi anlaşan ve mutlu bir çift olduğumuzu, ama o bebeği çok istediğimi biliyor, annelik işte elinden bir şey gelmiyordu ve hep hüzünlüydü gözleri…

Babam biraz da yetişme tarzının getirdiği bir mesafeyle olanı biteni benden değil de annemden öğreniyor,bana bir şey sormuyordu bu konuda, kim bilir belki de ben rahatsız olurum diye… “Babam bir gün televizyon programına çıkan bir doktorun, çalıştığı tüp bebek merkezinin telefonunu almış, belki gideriz diye. Canım babacığım beni düşünüyordu. Her şeyin bir zamanı var ben de biliyordum, insanın yazısında ne varsa geliyordu önüne…

Bir de bu dönemde çok kilo almıştım. 38-40 beden giyen ben 44 bedene çıkmıştım, ilaçlar,iğneler, hormonal karmaşa, transfer dönemlerindeki hareketsizlik, hiç alışık değildim kendimi böyle görmeye, üzülüyordum. Yeni bir şeyler almak gerekiyordu çünkü bir müddet daha işe gitmeliydim. Ben evde kalmak istiyordum aslında, sessizlikte kafamı dinlemek, susmak ve okumak için… Ama çalışmalıydım çünkü tedavi çok maliyetliydi. Allah herkese yardım etsin, biriktirdiklerimiz erimişti, kredilenmiştik bankaya, neyse bebeğimiz gelsin de, daha çok çalışırız babasıyla diye düşünüyordum.

Yeni bir doktordan randevu aldık, çok yoğun bir doktormuş ancak 15 gün sonraya randevu verdiler.

Bu tedavi boyunca gittiğim bilmem kaçıncı hastaneydi.

Oranızda buranızda parça var perde var diye ameliyat ettiler, biraz iyileştim, doktor tekrar bir operasyon geçirmem gerektiğini belirtti. Aradan biraz zaman geçti “şurada tıkanıklık varmış açalım ” peki dedik hooop yine ameliyat masası… Sonra “yokmuş, bize öyle geldi galiba!” dediler.

Çok yorulmuştum, insan acı çekmeye de alışıyordu, istediğin çok önemliyse,hiç şikayet edilmiyordu.Gıkımı bile çıkarmıyordum bana tüm bunları yapanlara, onlara kızmak istemiyordum ki, belki bebeğimi verirler bana diye, ”yaksınlar canımı ama getirsinler yavrumu yeter” diyordum.

Randevu günü doktor ” her uygulama sonrası vücudun biraz dinlenmesi gerek” diye uzun uzun anlattı,”eski doktorunuzla devam edin bence”diye de ekledi.”Başından beri takip edip operasyonlarınızı da o yaptığı için değiştirmemek en iyisi ” dedi.

Peki, ne yapalım şimdi… Dondurulmuş 14 tane embriyom vardı, onları deneyecekler, yapacak bir şey yoktu ki…

Kafam bu kadar karmakarışıkken, durup da hayatın akıp gitmesini izlediğimi sanmayın, ofis, evin günlük düzeni, bir balkon dolusu çiçeğim, işten arta kalan zamanlarda sırf sevdiğim için nikah şekerleri yapışım, kitap okumaya olan tutkum kafamı toparlamama yardımcı oluyordu. Aslında diyete başlamalı bu kilolar üzerime yapışmadan diye de düşünmeye başlamıştım.

Tedavi sürecinin en kötü yanı, kimle karşılaşsan hatta karşılaşmana gerek yok göz göze gelsen ucundan, ilk işleri “ne yaptınız?”demek oluyor. İyi niyetle yaptıklarına eminim ama herkese yeniden  anlatmak çok yorucuydu, aslında yorulan çenem değildi yüreğimdi. Herkes dua ediyordu. ”Allah’ım şu duaların yüzü suyu hürmetine” diyordum sürekli…

Haberlerde, evlilik dışı doğan bebeğini sevgilisiyle ormana götürüp bir ağaç kovuğuna bırakan bir kadının haberi izlemiştim. Canlı canlı, aç susuz, soğukta ” Allah’ım hikmetinden sual olunmaz da ona değil de isteyenin kucağına bıraksan bu melekleri” diye aklımdan geçiriyordum.

Bekleme sürem üç koca ay… Şimdi geçer mi bu 3 ay ya da geçer de delip de geçer desem.

Algıda seçicilik ya  tüm gazetelerde, internette bebek haberleri okuyordum, bir psikologa danışsam iyi olur aslında diye düşünüyordum, takıntı haline mi dönüşüyor farkında olmadan ki sebepsiz ısrarın kötü sonuçlarını tahmin edebilen bir sağduyuya sahip olduğumu biliyordum.

Ertesi sabah bir psikolog araştırmaya başladım.

Bir gün, ofisten bir arkadaşım masamda uyurken resmimi çekmiş, bir de konuşma balonu yapmış üstüne, tüm gruba mail atmış, Allah’ım rezalet ! Nasıl uyumuşum öyle, çok da erken yatmıştım oysa. Yoruluyordum galiba son günlerde..Bir de diyete başlamıştım ki, tadından yenmiyordu. İzmir’de yaşadığım çok uzun yıllara ve Giritli arkadaşlarıma rağmen ot yemekten hoşlanmayan ve genlerden gelen yeme zevkime taban tabana zıt diyet listemle, bakışarak oturdum bir müddet… Ama harfiyen de uyuyordum, halsizliğim de ondan olmalıydı.

Gelecek ay yeni denememiz vardı, inşallah bu kez olur çünkü bir daha kaldıramayacağımı düşünüyordum, bu kez de olmazsa” salacağım engine gitsin, herkesin çocuğu mu var, benim yazım da bu demek ki” deyip hayatıma devam edecektim.

Mens dönemimin başlayacağı tarihi not etmeliydim ki doktora 27. gününde gitmek için…

Bu tedavinin en garip tarafı sürekli bir “yumurtlama dönemi, yumurtlama günü “tabirleriyle dolu olması.. Doktorun ilk sorusu da o oluyor zaten “yumurtlama gününüz ne zaman? Bu iğneyi yumurtlama döneminde yaptırmanız lazım vs” hep aynı şeyler…

Kocama  “bu ay yumurtlama döneminde iki iğne yapılacak bana” dedim, gazete okuyordu, şöyle hafifçe dönüp ” hani yanımda oturduğunu görmesem bir tavukla evlendim sanacağım! ” dedi, haklı olarak…

Bu arada diyet devam ediyordu. Akşam yemeğinde biftek ve salata var, haftanın 4 günü biftek! Bu diyetisyenler bifteğin kilosu kaça bilmiyorlar galiba. Diyetisyene “biftek yerine kıyma yesem olmaz mı? “diye sordum. “Hanımefendi kıyma yağlı olur sırf kırmızı et olmalı” demişti.

Diyetisyen de tonton bir şey, bunu bana öneren arkadaşıma bir daha sormaya karar verdim, kendi dediğini yapamayan bana nasıl faydalı olacak bilemedim,” gerçi hocanın dediğini yap yaptığını yapma” derler ama…

Diyet yaptığım sürede bizim kasabın beni görünce gözlerinde TL işareti beliriyordu resmen, katkılarımdan dolayı bir çeyrek altın verir herhalde diyetin sonunda diye ümit ediyordum. Kilo verirsem şansımın daha yüksek olacağını söylemişti tüp bebek doktoru… Yani, of Allah’ım tıpkı yumurtlama gibi tüpçü de takılmıştı dilimize, ne menem bir yolculuk şu annelik yolculuğu, tam umuda yolculuk işte…

Umuduma..

Nevin AKBAŞ

 

devamını oku
BlogSizden Gelenler

Umuda Yolculuk 1. Bölüm

umut

Nevin Akbaş, 20 yıl devlet memurluğu yaptı.Önceleri oğluna hamileyken yakalandığı kanserle olan mücadelesini kazanmak için kurduğu küçücük atölyesinde, şimdilerde el emeği ürünler yapıp satıyor ve hobi kursları veriyor.Oğlu şu an 7 yaşında..

Nevin Akbaş, yukarıda, sadece üç cümle ile özet geçtiğimiz,  sonu mutlulukla biten ama bir o kadar da zorlu geçen hikayesini bizlerle, sizlerle paylaşmak istediğinde biz çok mutlu olduk. Okudukça sizde bu hikayede yol almaktan dolayı duyacağınız heyecanın yanında, insan inanırsa her türlü zorluğa göğüs gerebileceğini göreceksiniz.

Bir bebeğim olsun istiyordum..

Minicik, mis kokulu.. Doğuştan gelen iç güdülerden midir nedir bilmiyorum ama ben bebekleri çok seviyorum  ama kucağımı dolduracak bir varlık, bir ten, bir gülüş eksik içimde…

Birkaç doktorla konuştuk, hiçbir sorun görünmüyordu eşim ve bende.  Ama benim yaşım sınıra yaklaşıyordu, doktora bir randevumuz daha vardı, güzel şeyler duymak umuduyla gittik.

Bir gün ofisin tuvaletinde yaşı bana çok yakın bir arkadaşımla karşılaştım, beni görür görmez kaçar gibi çıktı gitti, selamımı bile ağzında geveleyerek aldı. Neden acaba, kırdım mı bilmeden? diye düşündüm. Belki de canı bir şeye sıkılmıştır öyle ya dedim.

Odaya döndüğümde mesai arkadaşlarıma olayı anlattım. Arkadaşlardan biri demin ki arkadaşın 5 aylık hamile olduğunu, benim fark edip etmediğimi sordu. “Fark edemedim çünkü beni görünce apar topar çıktı” dedim.

Öyle şaşkın bakmış olmalıyım ki arkadaşım Ayşe; “yanlış anlamamamı ama tuvalette karşılaştığım arkadaşın da çok uzun yıllardır bebeği olmadığından, şimdi hamile kalınca sanırım nazardan korkmuş olabileceğini” söyledi.

Nazar? Ben? Neden?

İnsan böyle bir habere ancak sevinebilir, en azından ben. Ben elde edemediğim hiçbir şeyi, başkasının elde ettiğini gördüğümde kıskanmadım, iç geçirmedim, Allah’ın bir bildiği vardır dedim hep, ben o, o da ben olsaydık, konuşurdum ben onunla, tedavi gördüğüm doktordan söz ederdim, görüşsün isterdim, moral verirdim. Kaçmazdım… Kaçmama içerler ve aynen bana söylendiği şekilde algılar diye, uzun uzun kalırdım yanında.

Olmayan bebeğim, beni duyuyorsan çabuk gel e mi, bak artık hamilelik haberlerini de vermiyorlar annene, doğum müjdelerini de… Benden çok başkaları dert etmiş durumda, senin olmanı ya da olmamanı, oysa ben zamanın geldiğinde geleceğini bilerek,umutla uyanıyorum her sabaha…Bir sürü benzer şey duyuyorum olur olmadık yerde, üzülüyorum, bu kadar kötü müyüm ki ben, bakınca zarar vereyim bir şeylere? Diye düşünüyordum.

-Bebeğim, minik kuzum, orada mısın?

Görüştüğümüz doktor “bir an önce tüp bebek tedavisine başlamalısınız “dedi. Tüp bebek tedavisi ile ilgili öyle çok şey okudum ki ne doğru ne yanlış , kafam karmakarışıktı…Biri “bu bir sektör ve gerekmese de tüp bebek tedavisine başlatıyorlar” diyor doktorlar için , diğeri “geç kalırsan çok üzülürsün doktoruna güven ve hemen başla” diyor.

Doktor yaklaşık 21 gün sürecek olan ilaç tedavisi, sonra transfer ve bekleyiş süresinden bahsetmişti. Annemi çağırmamı önerdi arkadaşlarım, transfer döneminde istirahat etmem gerektiği için.

Bu dönemde her akşam iğne olmaya gittim hastaneye, alışmıştım, kocam olmasa da gidip geliyordum, acilde yapılıyordu iğne ve 1-2 dakikada bitiyordu.

Zaman buldukça internette bu durumdaki kadınların hikayelerini okuyordum, çoğu benim yaşıma yakın, tehlike sinyalleri çalınca panik yapanlardan ama çok genç yaşta olanlar da vardı aralarında.

İğnelerden delik deşikti her yerim, hastanede yapılanlar dışında bir de ben evde göbeğimden bir iğne yapıyordum her gece, yapamam zannederdim ama konu bebek olunca sıkıveriyor insan dudaklarını…

İşe gitmek öyle zor geliyordu ki, kafam sadece bu konuya endeksli çünkü. Ya transfer dönemi ? Zaten 15 gün iznim var, onu da transfer döneminde kullanırsam ? İlk seferde tutar mı ki? Ola ki tutmadı aynı doktorla mı devam etmek lazım, başka bir klinikte mi? Kimisi sürekli ayaktaydım tuttu diyor kimi hiç kalkmadan yattım tuttu? diyor aklımda bir çok soru vardı.

Yani çorba oldu her şey kafamda…

15 günlük transfer dönemini evde geçirmiştim, annem de yanımdaydı, babam gelemedi ama her gün aramıştı.

Kan tahlilinin yapılacağı günden önceki gece ” inşallah pozitifdir” diye sabaha kadar dua ettim. ”Allah’ım sen büyüksün” diyerek Ona sığındım.

Hastanedeyken bizim gibi bir aile vardı sonuç bekleyen… Kadının tahlil sonucu pozitifmiş, tüm aile gelmişlerdi, bayram yaptılar resmen,” bize de yaşat Allah’ım” dedim içimden…

Karnım da kazınıp duruyordu, acaba bebişim geldi de karnı mı acıktı? diye düşündüm.3-4 gündür sol kasığımda da bir ağrı vardı, belirtilerden biriymiş, büyük bir ümitle ‘hadi inşallah’ dedim.

Doktorum orta yaşın üzerinde , gülümsemeyi ve soru sorulmasını pek sevmeyen bir adamcağızdı, sordukça cevaplıyor tabii ama ne bileyim, sordukça işte…Oysa ben bana anlatsın istiyorum; olasılıkları olumlu ya da olumsuz ne varsa işte…

Eşimin kauçuk ayakkabılarından oldum olası nefret etmişimdir, dibime gelene kadar sesini duyamıyorum, ne zaman dibimde bitip omzuma dokunsa farkediyorum onu,yanımda..Göz göze gelmiyordu benimle. Anneme bakıyor bir an, konuşmuyorlardı ama bir şey anlatıyor gibiydi sanki birbirlerine. Yanıma oturan eşim, her zamanki gibi uysal ve sakin bir şekilde:

-“Bu kez olmamış aşkım. Ama üzülme doktor böylesi daha iyi, ikinciye şansımız çok daha fazla” olduğunu söylüyor dedi. “Ama üzülme doktor” kısmından sonrasını duymuyordum, bir el alıp beni evime götürüyor, yorganın altına sokuyor, üstümü örtüyor ve ben ağlıyordum, ağlıyordum, ağlıyordum…

Nevin AKBAŞ

 

 

devamını oku